İSTİHBARAT MİT ve Emniyet istihbarat
İLGİLİ HABERLER
'Darbe ihbarı' hiç gelmedi mi?
Erdoğan'a istihbarat neden geç verildi?
Genelkurmay: MİT saat 16'da bilgi verdi
CEVAPSIZ SORULAR
İstihbarat Hulûsi Akar Adil Öksüz Necdet Özel
15 Temmuz gecesinden yansıyan iki görüntü, aslında Türkiye'nin en önemli iki istihbarat örgütünün darbe karşısında düştüğü durumu anlamaya yeterliydi. Bu görüntülerden biri, MİT'in Yenimahalle'deki karargâhından yansımıştı. Karargâha saldıran helikopterlere karşı MİT mensupları karargâhı ve kendilerini korumak için ateş açıyordu. MİT Müsteşarı’nın ‘sabaha kadar çatıştık’ sözü akıllarda. O gecenin istihbaratçılara dair ikinci sembolik resmi ise Emniyet Genel Müdürlüğü istihbarat Dairesi’ne dair. Dairedeki personel, yöneticileriyle birlikte darbecilerle çatışmak üzere sokağa çıkmıştı. Türkiye’nin en önemli iki istihbarat kurumunun istihbarat gücü darbe girişimini önceden haber alıp vukû bulmasını engellemeye yetmemişti. Darbe hamlesi gerçekleşmiş, ülkenin istihbaratçıları karargâhta ve sokakta bilfiil çatışmaya girmek zorunda kalmıştı. MİT'in durumu 15 Temmuz Gülen darbesine dair ilk istihbarat, darbenin gerçekleşeceği gün MİT'e, bu teşkilâtın mensubu olmayan bir binbaşı tarafından getirilmişti. istihbarat 'darbe olacak' şeklinde gelmemişti. MİT Müsteşarlığı'na yönelik iki helikopterle bir silahlı müdahale olacağı şeklindeydi. Bu binbaşının ihbarı Türkiye'yi bir felaketten kurtardı ama 241 vatandaşın hayatını kaybetmesi, 2 bin 194 kişinin yaralanması ve ülkenin itibarının ağır yara almasıyla neticelenen darbe girişimini önlemeye yetmedi. Çünkü, Türkiye'nin en köklü istihbarat birimi olan MİT, darbe istihbaratını darbenin gerçekleşeceği güne kadar alamamıştı. Başbakan'a neden haber verilmedi? İhbarın alınmasından sonra Cumhurbaşkanı'na ve Başbakan'a haber verilip verilmediği konusu da geçen üç ayda bir netlik kazanmadı. Müsteşarın saat 19.00 civarı, Marmaris’te bulunan Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan'ı telefonla aradığı ancak koruma müdürünün, "Sayın Cumhurbaşkanı dinleniyor" cevabı verdiği belirtiliyor. O saatte MİT Müsteşarı'nın bu istihbaratı paylaşmak için buluştuğu Genelkurmay Başkanı ile görüşmesi bitmiş, Genelkurmay tedbir amaçlı olarak Türkiye hava sahasını bütün askeri uçuşlara kapatan emirlerini yayınlamıştı. MİT'e müdahalenin ötesine taşan daha kapsamlı bir şey olabileceği ihtimaline karşı da Ankara'daki Etimesgut Zırhlı Birliklerden çıkışlar yasaklanmıştı. Yani, Ankara'da olağandışı durumlar oluyordu. Böyle bir anda MİT Müsteşarı Cumhurbaşkanı'na ulaşamamıştı. Cumhurbaşkanı o gece İstanbul ve Ankara'daki olağandışı gelişmelerin haberini istihbarattan değil de 'eniştesinden' almışsa, bu, ya Ankara ya da Marmaris ayağında bir sıkıntı olmasından kaynaklanıyordu. Müsteşar'ın, Cumhurbaşkanı'na ulaşamayınca Başbakan'ı neden aramadığı da gecenin önemli soru işaretlerinden biri. Başbakan Binali Yıldırım, katıldığı bir TV programında, "MİT Müsteşarı'na sordum, ama tatmin edici bir cevap alamadım" demişti. Hakan Fidan, 2010 Mayıs ayından bu yana MİT Müsteşarı. Hem kendisi, hem başında bulunduğu teşkilât, göreve geldiği günden bu yana Gülen grubunun hedefindeydi. 07 Şubat 2012'de Gülen örgütünün savcıları tarafından ifadeye çağrılması, 2013'te Suriye'ye giden MİT Tırlarının bu örgütle irtibatlı jandarma, polis ve savcılarca durdurulması ve Fidan'ın şahsına yönelik yıpratma kampanyaları ilk anda akla gelen örnekler. Cumhurbaşkanı Erdoğan, Fidan için "Sır küpüm" ifadesini kullanmıştı. Darbeden sonra çıktığı Çin gezisinden dönerken de uçakta benzer bir ifade kullanarak, "Öyle makamlar var ki, sır makamlarıdır" dedi. Öyle anlaşılıyor ki, Erdoğan'ın Fidan'a güveni devam ediyor. Bu güvenin devam etmesinde, MİT’in 15 Temmuz’a kadar yaptığı bazı bilgilendirmelerin rol oynamış olması kuvvetle muhtemel. Genelkurmay’a verilen 1200 kişilik liste Kamuoyuna yansımış teyidli bilgiler yok, ancak MİT’in darbe öncesinde 2014’ten başlayarak Gülen grubuyla nitelikli bilgileri alıp devletin ilgili birimleriyle paylaştığı anlaşılıyor. Örneğin, 2015 Mayıs ayında eski Milli Savunma Bakanı İsmet Yılmaz’ın kamuoyuyla paylaştığı bir bilgi önemliydi. İsmet Yılmaz, 13 Mayıs 2015'te Anadolu Ajansı’nın editör Masası’nda, TSK içindeki Fethullah Gülen örgütlenmesine ilişkin, “Silahlı Kuvvetler’de şu ana kadar 1000’in üzerindeki kişi ile ilgili olaraktan ihbar gelmiştir. Bu ihbarlarla ilgili hem idari hem de Genelkurmay Askeri Savcılığı tarafından soruşturmalar başlatılmıştır. Neticelendiğinde elbette gereği yapılacaktır" demişti. Yılmaz’ın bu sözlerinden altı gün sonra Cumhuriyet Gazetesi’nde Sertaç Eş imzalı haberde, Bakan Yılmaz’ın açıklamasının ayrıntılarına ulaşıldığı belirtilerek şu bilgiler verildi: ‘’Milli Savunma Bakanlığı kaynaklarından alınan bilgiye göre Genelkurmay’a, MİT, 'Paralel' olarak nitelenen ve aralarında iki generalin bulunduğu 1200 kişilik bir liste gönderdi. Cumhuriyet’in edindiği bilgilere göre Genelkurmay Askeri Savcılığı’nca hakkında soruşturma yürütülen personel sayısı bu kadar olmasa da 1200 kişilik bir liste uzun süreden beri gündemde. MİT’in gönderdiği bu liste nedeniyle Genelkurmay Karargâhı’nda tepkiler de oluşmuş durumda. Genelkurmay Başkanı Orgeneral Özel’in listede yer alan rütbelilerden bazıları hakkında kanıt olmaması nedeniyle rahatsızlığını her ortamda hükümete hissettirdiği öğrenildi. Ancak bu rahatsızlık şu ana kadar AKP iktidarında ve Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan nezdinde henüz bir karşılık bulmuş değil.’’ MİT’in Gülen grubunu takip sürecindeki en kritik hamlesi, bu yapının haberleşme sistemini çözmesi oldu. Şu ana kadar ortaya çıkan bilgiler bu örgütün, 2014’ten itibaren şifreli haberleşme uygulaması Bylock’u kullanmaya başladığını gösteriyor. MİT, 2015 sonunda Bylock’u farkediyor ve şifresini kırıyor. Hemen hemen aynı dönemlerde örgüt bu kez haberleşme için yine şifreli olan Eagle adlı bir uygulama kullanmaya başlıyor. MİT’in bu iki uygulamayı kırarak 40 bin ismi tespit ettiği, bunlardan 600’ünün yüksek rütbeli subay olduğu bilgisi var. Yine, MİT’in bahar aylarında bu bilgileri Hükümet ve diğer istihbarat teşkilâtlarıyla paylaştığı da haberlere yansıdı. Adil Öksüz neden takip edilmedi? Gülen örgütünün içinde, kamuoyunun 15 Temmuz’dan sonra tanıdığı kritik bir isim var: Adil Öksüz… Öksüz, darbe girişimi öncesinde generallerle Ankara’da buluşup planlara son şeklini veren isim. Örgütün ‘asker imamı’. 16 Temmuz sabahı, darbecilerin ana üssü Akıncı yakınında yakalandı, iki gün sonra da geride bir çok soru işareti bırakarak serbest bırakıldı. Kamuoyu yeni tanıyordu ama Gülen örgütünün uzun dönem içinde kalmış iki kişiye göre Öksüz’ün, Gülen örgütü içindeki yeri devlet tarafından biliniyordu. Kemalettin Özdemir, Öksüz’ün "Hava Kuvvetleri imamı" olduğunu bildiğini, bunu 2012 ve 2013 yıllarında devlete bildirdiğini söylüyor. Özdemir’in, bu konuda bilgi verdiğini açıkladığı kurumlardan biri MİT. Nurettin Veren de, askerlerin örgütün içinde “zimmetlendiği” yapılanmayı darbeden aylar önce MİT Müsteşarı’nın kendisine gönderdiği şahıslara anlattığını belirtiyor. Durum böyle iken Adil Öksüz’ün neden takip altında olmadığı, MİT’in cevaplaması gereken bir soru. Al Jazeera Türk, bu soruları Milli İstihbarat Teşkilâtı’na (MİT) iki gün önce, haberin 14 Ekim Cuma günü yayınlanacağı bilgisiyle yazılı olarak iletti ancak MİT’ten herhangi bir cevap gelmedi. Emniyet İstihbarat'ın durumu Milli İstihbarat Teşkilâtı için sorulan soruların tamamı Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Dairesi için de geçerli. MİT'ten çok daha yaygın bir istihbarat ağına sahip olan Emniyet İstihbaratı'nın da darbeyi önceden haber alamadığı anlaşılıyor. Başta, Adil Öksüz olmak üzere pek çok Gülen örgütü mensubunun faaliyetlerinin takibinde Emniyet İstihbarat yetersiz kaldı. Neden yetersiz kaldığı sorusunun cevabı muhtemelen bir önceki İçişleri Bakanı Efkan Âlâ'nın 19 Ağustos 2016’da NTV’de yaptığı açıklamada gizli. Efkan Âlâ 17-25 Aralık’tan önce Emniyet İstihbaratı’ndaki Gülen Cemaati mensupları hakkında bilgi verirken “O dönem İstihbarat Daire Başkanlığı'ndaki yaklaşık 7 bin çalışandan 6 bin 500'ü FETÖ mensubuydu” demişti. Yani darbeyi haber alacak, devleti uyaracak olanların çoğunluğu zaten darbeye kalkışan örgüte bağlıydı. İstihbarat Dairesi'nin başında Nisan 2013 tarihinden bu yana Engin Dinç var. Göreve geldikten sonraki en önemli misyonu, hem Ankara'daki merkezde, hem de Türkiye çapındaki emniyet istihbarat teşkilâtlarındaki Gülen örgütüyle irtibatlı kadroları temizlemek oldu. '15 Temmuz'a kadar personelin yüzde 90'ı değiştirildi' ancak yine de ülkeye ağır bedeller ödeten 15 Temmuz darbe girişimi önlenemedi. Al Jazeera Türk, Emniyet İstihbarat Dairesi'ne darbeyi neden önceden haber alamadıklarını, bu durumu nasıl izah ettiklerini yazılı olarak sordu. Sorularımıza kurumdan resmi olarak bir cevap verilmedi. Ancak, İstihbarat Dairesi kaynakları, yer yer itiraf niteliğinde önemli bilgiler verdiler: "PDY/ FETÖ ile ilgili çalışmalar 17/25 Aralık itibarı ile yapılmaya başlanmış, diğer terör örgütlerinden farklı olarak örgüt ile ilgili veri tabanı ve hafıza yeni oluşturulmaya başlanmıştır. Bu nedenle zaman zaman aksaklıklar yaşanmıştır. PDY/ FETÖ'ye yönelik çalışma 2013 Mayıs ayı itibariyle başlatılmış olup kurum arşivinde örgüt mensuplarınca bilgi/belge bırakılmadığından çalışmaları tamamlamak uzun zaman almıştır." Emniyet kaynaklı istihbaratçılar, 15 Temmuz Gülen darbesinin önceden haber alınamamasında bazı yapısal ve hukuki sorunların da etkili olduğunu belirttiler: "15 Temmuz kalkışması sadece olay günü askeri bir personelin ihbarı ile ortaya çıkmıştır. Bu durum, devletin kendi kademeleri içerisinde meydana gelebilecek bir durumda gerekli refleksin gösterilemediğini, istihbarat faaliyetleri açısından sistemsel bir takım eksiklikler olduğunu göstermektedir. Devletin kendi kurumları içerisinde kendisine karşı gerçekleştirilecek bir kalkışmayı önlemek için diğer istihbarat kurumlarından bağımsız yeni bir yapı ve mevzuat gerektiği değerlendirilmektedir. Askeri personel hakkında çalışma yapılması halinde TCK md 327 ve 328 kapsamına girebileceği ve suç oluşturabileceği endişesi oluşmuştur. 'TSK içerisinde hiçbir yasadışı emir-komuta hiyerarşisi dışı oluşun söz konusu olmadığı ve bu söylentileri çıkaranlar hakkında hukuki yollara başvurulduğu' belirtilmiştir." Peki, 15 Temmuz darbe öncesinde Emniyet İstihbarat'ın elinde hiç mi bilgi yoktu? İstihbarat Dairesi kaynaklarının Al Jazeera'ye bu konuda verdiği bilgilere göre, Emniyet'in 17 - 25 Aralık'tan sonra, örgütün en üst yönetimindeki yaklaşık yüz kişiyle, yine yöneticiler arasında yer alan iki bin kişiyi deşifre edebildiği anlaşılıyor. Bunların arasında ordu içinden ve darbeye sonradan fiilen katılan isimler de vardı: "17/25 Aralık süreci ile örgütün deşifresine yönelik çalışmalar yürütülmüş, örgütün en üst yönetiminde bulunan yaklaşık (100) kişinin deşifresi sağlanmış ve konu adli birimlere intikal etmiştir. Örgütün yöneticilerine yönelik istihbari çalışmalar gerçekleştirilmiş, (2000) kişinin deşifresi sağlanmış, bunlara yönelik operasyonlar yapılmıştır. 17/25 Aralık ve 15 Temmuz arasında örgüte yönelik binden fazla operasyon yapılmış, (6000) şahıs tutuklanmış, (3667) şahıs Adli Kontrol altına alınmış, (2626) şahıs hakkında yakalama müzekkeresi çıkarılmıştır. 15 Temmuz öncesinde TSK içerisine sızmış örgüt mensuplarının açık kimlikleri bildirilmiştir. Tespit edilen personeller 15 Temmuz kalkışmasına katıldıkları gerekçesiyle tutuklanmış ve ihraç edilmiştir. Emniyet istihbarat birimlerince yapılan çalışmalarda, örgütün kendi içerisindeki iletişimini sağlamak üzere 'Bylock' isimli programı kullandığı ve bu programın "server"ının yurt dışında olduğu tespit edilmiş, çalışmaları genişletmek amacıyla, konu diğer istihbarat birimleri ile paylaşılmıştır." '15 Temmuz öncesinde TSK içerisine sızmış örgüt mensuplarının açık kimlikleri bildirilmiş' ise, darbe hamlesinin buna rağmen neden önlemediği hâlâ bir cevapsız soru olarak duruyor. Emniyet İstihbarat kaynaklarının Al Jazeera'ye yaptıkları bir değerlendirme 15 Temmuz darbesi öncesindeki zaafı bir ölçüde açıklar nitelikte. '15 Temmuz darbe girişimine kadar, örgütün deşifresi ve faaliyetlerine yönelik bilgi paylaşımı yapılmamış iligili kurumlarca gereken hassasiyet gösterilmemiştir. Ancak 15 Temmuz sonrası etkin bilgi paylaşımı yapılmıştır.' Emniyet İstihbarat kaynakları, 15 Temmuz darbesine giden yolda Gülen örgütüyle mücadelede karşılaşılan zorlukları anlatırken dikkat çekici bilgiler aktardılar: "TSK içerisindeki örgüt mensuplarının tespitlerine yönelik çalışmalar yapılmış, ancak adli operasyon aşamasına gelinmesi engellenmiştir. Yine emniyet içerisinde kalan örgüt üyeleri, yapılan çalışmaları ve diğer mahrem konuları örgüt üyelerine aktarmış, örgütün her daim hazırlıklı olmalarını sağlamışlardır. TSK içerisindeki PDY/FETÖ mensuplarına yönelik çalışmalar kurumdaki örgüt mensuplarınca öğrenildiğinden karşı tedbir ve hamleler geliştirerek operasyon yapılması engellenmiştir " Emniyet İstihbarat Adil Öksüz'ü nasıl atladı? Emniyet İstihbarat biriminin cevaplandırması gereken önemli bir soru da darbe girişiminin en önemli sivil ismi durumundaki Adil Öksüz ile ilgiliydi. Gülen örgütünün yıllarca içinde bulunan Kemalettin Özdemir ve Nurettin Veren, Öksüz’ün ‘Hava İmamı’ olduğuyla alâkalı olarak güvenlik ve istihbarat birimlerine ifadeler verdiklerini söylüyorlar. Nasıl olur da Adil Öksüz gibi bir isim darbeden önce Emniyet İstihbarat biriminin takibinde olmaz? Emniyet İstihbarat kaynakları Al Jazeera'nin bu sorusuna Kemalettin Özdemir'in de, Nurettin Veren'in de 'Adil Öksüz' ismini vermediklerini söyleyerek cevap verdi. Bu hem Kemalettin Özdemir, hem de Nurettin Veren hakkında yeni bir tartışmayı başlatacak nitelikte bir nottu: "Kemalettin Özdemir'in 16/01/2015 tarihinde Ankara TEM Şube Müdürlüğü'nde ifade verdiği, Nurettin VEREN'in 01/10/2014 tarihinde İzmir TEM Şube Müdürlüğü'nde ifade verdiği anlaşılmış, her ikisinin de ifadelerinde Adil ÖKSÜZ ismi geçmemiştir." Kemalettin Özdemir, CNN Türk'te 18 Ağustos 2016'da soruları yanıtlarken, Adil Öksüz’ün "Hava Kuvvetleri İmamı" olduğunu bildiğini, bunu 2012 ve 2013 yıllarında devlete bildirdiğini söylemiş, şöyle konuşmuştu: “Adil Öksüz ile aynı yerdeydik (Sakarya Üniversitesi). O yüzden onu tanımamam söz konusu değil. Çok iyi tanıyorum. Hava İmamı olduğuyla alâkalı olarak hem Terörle Mücadele'ye, hem Milli İstihbarat'a, hem savcılığa bu konuda beyan verdim. 2012 yılında verdim bu beyanımı ben, 2013 yılında verdim…” Nurettin Veren de CNN Türk’te katıldığı bir programda, “Ben 30 senedir tanıyorum Adil Öksüz’ü. MİT Müsteşarı'nın bana gönderdiği adamlara diyorum ki, ‘Gülen’in bu imamlarını tanıyorum. Karacı, denizci, havacı askerler bu adamlara zimmetleniyor. ’Bu yapılanmayı darbeden 5 ay önce Müsteşar'ın bana gönderdiği şahıslara söylüyorum. Buna rağmen darbe oluyor. Ya bu bilgiler Müsteşar'a gitmiyor, ya da Müsteşar efendi Cumhurbaşkanımıza götürmüyor“ demişti. Emniyet İstihbarat kaynakları Adil Öksüz isminin 9 Ocak 2015 tarihinde Ankara Terörle Mücadele (TEM) Şube Müdürlüğü'ne müşteki sıfatıyla 75 sayfa ifade veren Çetin Acar tarafından dile getirildiğini belirtiyorlar. Bu açıklama elbette Adil Öksüz'ün Emniyet İstihbarat Dairesi'nin takibinden kurtulabilmesi için yeterli değil. Bu isim, ayrıntılarına Adil Öksüz dosyamızda okuyabileceğiniz gibi Gülen örgütlenmesinin en kritik adamlarından biriydi. Polis ve savcılık ifadelerinde adı olsa da olmasa da bütün istihbarat birimlerinin takibinde olması gereken biriydi.
İSTİHBARAT MİT ve Emniyet istihbarat
CEVAPSIZ SORULAR
İstihbarat Hulûsi Akar Adil Öksüz Necdet Özel
İLGİLİ HABERLER
'Darbe ihbarı' hiç gelmedi mi?
Erdoğan'a istihbarat neden geç verildi?
Genelkurmay: MİT saat 16'da bilgi verdi
15 TEMMUZ: İSTİHBARATTA 'KRAL ÇIPLAK' DEDİRTEN GÜN 15 Temmuz’da yaşanan darbe girişiminin ardından akıllardaki sorulardan biri istihbarata dair. Türkiye'de istihbarat denilince aklı gelen ilk iki kurum MİT ve Emniyet istihbarat. Bu iki kurum da darbe hazırlıklarını önceden haber alamadı. 15 Temmuz darbe girişimi bu iki kurumdaki zafiyeti kamuoyunun gözleri önüne serdi.
15 Temmuz gecesinden yansıyan iki görüntü, aslında Türkiye'nin en önemli iki istihbarat örgütünün darbe karşısında düştüğü durumu anlamaya yeterliydi. Bu görüntülerden biri, MİT'in Yenimahalle'deki karargâhından yansımıştı. Karargâha saldıran helikopterlere karşı MİT mensupları karargâhı ve kendilerini korumak için ateş açıyordu. MİT Müsteşarı’nın ‘sabaha kadar çatıştık’ sözü akıllarda. O gecenin istihbaratçılara dair ikinci sembolik resmi ise Emniyet Genel Müdürlüğü istihbarat Dairesi’ne dair. Dairedeki personel, yöneticileriyle birlikte darbecilerle çatışmak üzere sokağa çıkmıştı. Türkiye’nin en önemli iki istihbarat kurumunun istihbarat gücü darbe girişimini önceden haber alıp vukû bulmasını engellemeye yetmemişti. Darbe hamlesi gerçekleşmiş, ülkenin istihbaratçıları karargâhta ve sokakta bilfiil çatışmaya girmek zorunda kalmıştı. MİT'in durumu 15 Temmuz Gülen darbesine dair ilk istihbarat, darbenin gerçekleşeceği gün MİT'e, bu teşkilâtın mensubu olmayan bir binbaşı tarafından getirilmişti. istihbarat 'darbe olacak' şeklinde gelmemişti. MİT Müsteşarlığı'na yönelik iki helikopterle bir silahlı müdahale olacağı şeklindeydi. Bu binbaşının ihbarı Türkiye'yi bir felaketten kurtardı ama 241 vatandaşın hayatını kaybetmesi, 2 bin 194 kişinin yaralanması ve ülkenin itibarının ağır yara almasıyla neticelenen darbe girişimini önlemeye yetmedi. Çünkü, Türkiye'nin en köklü istihbarat birimi olan MİT, darbe istihbaratını darbenin gerçekleşeceği güne kadar alamamıştı. Başbakan'a neden haber verilmedi? İhbarın alınmasından sonra Cumhurbaşkanı'na ve Başbakan'a haber verilip verilmediği konusu da geçen üç ayda bir netlik kazanmadı. Müsteşarın saat 19.00 civarı, Marmaris’te bulunan Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan'ı telefonla aradığı ancak koruma müdürünün, "Sayın Cumhurbaşkanı dinleniyor" cevabı verdiği belirtiliyor. O saatte MİT Müsteşarı'nın bu istihbaratı paylaşmak için buluştuğu Genelkurmay Başkanı ile görüşmesi bitmiş, Genelkurmay tedbir amaçlı olarak Türkiye hava sahasını bütün askeri uçuşlara kapatan emirlerini yayınlamıştı. MİT'e müdahalenin ötesine taşan daha kapsamlı bir şey olabileceği ihtimaline karşı da Ankara'daki Etimesgut Zırhlı Birliklerden çıkışlar yasaklanmıştı. Yani, Ankara'da olağandışı durumlar oluyordu. Böyle bir anda MİT Müsteşarı Cumhurbaşkanı'na ulaşamamıştı. Cumhurbaşkanı o gece İstanbul ve Ankara'daki olağandışı gelişmelerin haberini istihbarattan değil de 'eniştesinden' almışsa, bu, ya Ankara ya da Marmaris ayağında bir sıkıntı olmasından kaynaklanıyordu. Müsteşar'ın, Cumhurbaşkanı'na ulaşamayınca Başbakan'ı neden aramadığı da gecenin önemli soru işaretlerinden biri. Başbakan Binali Yıldırım, katıldığı bir TV programında, "MİT Müsteşarı'na sordum, ama tatmin edici bir cevap alamadım" demişti. Hakan Fidan, 2010 Mayıs ayından bu yana MİT Müsteşarı. Hem kendisi, hem başında bulunduğu teşkilât, göreve geldiği günden bu yana Gülen grubunun hedefindeydi. 07 Şubat 2012'de Gülen örgütünün savcıları tarafından ifadeye çağrılması, 2013'te Suriye'ye giden MİT Tırlarının bu örgütle irtibatlı jandarma, polis ve savcılarca durdurulması ve Fidan'ın şahsına yönelik yıpratma kampanyaları ilk anda akla gelen örnekler. Cumhurbaşkanı Erdoğan, Fidan için "Sır küpüm" ifadesini kullanmıştı. Darbeden sonra çıktığı Çin gezisinden dönerken de uçakta benzer bir ifade kullanarak, "Öyle makamlar var ki, sır makamlarıdır" dedi. Öyle anlaşılıyor ki, Erdoğan'ın Fidan'a güveni devam ediyor. Bu güvenin devam etmesinde, MİT’in 15 Temmuz’a kadar yaptığı bazı bilgilendirmelerin rol oynamış olması kuvvetle muhtemel. Genelkurmay’a verilen 1200 kişilik liste Kamuoyuna yansımış teyidli bilgiler yok, ancak MİT’in darbe öncesinde 2014’ten başlayarak Gülen grubuyla nitelikli bilgileri alıp devletin ilgili birimleriyle paylaştığı anlaşılıyor. Örneğin, 2015 Mayıs ayında eski Milli Savunma Bakanı İsmet Yılmaz’ın kamuoyuyla paylaştığı bir bilgi önemliydi. İsmet Yılmaz, 13 Mayıs 2015'te Anadolu Ajansı’nın editör Masası’nda, TSK içindeki Fethullah Gülen örgütlenmesine ilişkin, “Silahlı Kuvvetler’de şu ana kadar 1000’in üzerindeki kişi ile ilgili olaraktan ihbar gelmiştir. Bu ihbarlarla ilgili hem idari hem de Genelkurmay Askeri Savcılığı tarafından soruşturmalar başlatılmıştır. Neticelendiğinde elbette gereği yapılacaktır" demişti. Yılmaz’ın bu sözlerinden altı gün sonra Cumhuriyet Gazetesi’nde Sertaç Eş imzalı haberde, Bakan Yılmaz’ın açıklamasının ayrıntılarına ulaşıldığı belirtilerek şu bilgiler verildi: ‘’Milli Savunma Bakanlığı kaynaklarından alınan bilgiye göre Genelkurmay’a, MİT, 'Paralel' olarak nitelenen ve aralarında iki generalin bulunduğu 1200 kişilik bir liste gönderdi. Cumhuriyet’in edindiği bilgilere göre Genelkurmay Askeri Savcılığı’nca hakkında soruşturma yürütülen personel sayısı bu kadar olmasa da 1200 kişilik bir liste uzun süreden beri gündemde. MİT’in gönderdiği bu liste nedeniyle Genelkurmay Karargâhı’nda tepkiler de oluşmuş durumda. Genelkurmay Başkanı Orgeneral Özel’in listede yer alan rütbelilerden bazıları hakkında kanıt olmaması nedeniyle rahatsızlığını her ortamda hükümete hissettirdiği öğrenildi. Ancak bu rahatsızlık şu ana kadar AKP iktidarında ve Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan nezdinde henüz bir karşılık bulmuş değil.’’ MİT’in Gülen grubunu takip sürecindeki en kritik hamlesi, bu yapının haberleşme sistemini çözmesi oldu. Şu ana kadar ortaya çıkan bilgiler bu örgütün, 2014’ten itibaren şifreli haberleşme uygulaması Bylock’u kullanmaya başladığını gösteriyor. MİT, 2015 sonunda Bylock’u farkediyor ve şifresini kırıyor. Hemen hemen aynı dönemlerde örgüt bu kez haberleşme için yine şifreli olan Eagle adlı bir uygulama kullanmaya başlıyor. MİT’in bu iki uygulamayı kırarak 40 bin ismi tespit ettiği, bunlardan 600’ünün yüksek rütbeli subay olduğu bilgisi var. Yine, MİT’in bahar aylarında bu bilgileri Hükümet ve diğer istihbarat teşkilâtlarıyla paylaştığı da haberlere yansıdı. Adil Öksüz neden takip edilmedi? Gülen örgütünün içinde, kamuoyunun 15 Temmuz’dan sonra tanıdığı kritik bir isim var: Adil Öksüz… Öksüz, darbe girişimi öncesinde generallerle Ankara’da buluşup planlara son şeklini veren isim. Örgütün ‘asker imamı’. 16 Temmuz sabahı, darbecilerin ana üssü Akıncı yakınında yakalandı, iki gün sonra da geride bir çok soru işareti bırakarak serbest bırakıldı. Kamuoyu yeni tanıyordu ama Gülen örgütünün uzun dönem içinde kalmış iki kişiye göre Öksüz’ün, Gülen örgütü içindeki yeri devlet tarafından biliniyordu. Kemalettin Özdemir, Öksüz’ün "Hava Kuvvetleri imamı" olduğunu bildiğini, bunu 2012 ve 2013 yıllarında devlete bildirdiğini söylüyor. Özdemir’in, bu konuda bilgi verdiğini açıkladığı kurumlardan biri MİT. Nurettin Veren de, askerlerin örgütün içinde “zimmetlendiği” yapılanmayı darbeden aylar önce MİT Müsteşarı’nın kendisine gönderdiği şahıslara anlattığını belirtiyor. Durum böyle iken Adil Öksüz’ün neden takip altında olmadığı, MİT’in cevaplaması gereken bir soru. Al Jazeera Türk, bu soruları Milli İstihbarat Teşkilâtı’na (MİT) iki gün önce, haberin 14 Ekim Cuma günü yayınlanacağı bilgisiyle yazılı olarak iletti ancak MİT’ten herhangi bir cevap gelmedi. Emniyet İstihbarat'ın durumu Milli İstihbarat Teşkilâtı için sorulan soruların tamamı Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Dairesi için de geçerli. MİT'ten çok daha yaygın bir istihbarat ağına sahip olan Emniyet İstihbaratı'nın da darbeyi önceden haber alamadığı anlaşılıyor. Başta, Adil Öksüz olmak üzere pek çok Gülen örgütü mensubunun faaliyetlerinin takibinde Emniyet İstihbarat yetersiz kaldı. Neden yetersiz kaldığı sorusunun cevabı muhtemelen bir önceki İçişleri Bakanı Efkan Âlâ'nın 19 Ağustos 2016’da NTV’de yaptığı açıklamada gizli. Efkan Âlâ 17-25 Aralık’tan önce Emniyet İstihbaratı’ndaki Gülen Cemaati mensupları hakkında bilgi verirken “O dönem İstihbarat Daire Başkanlığı'ndaki yaklaşık 7 bin çalışandan 6 bin 500'ü FETÖ mensubuydu” demişti. Yani darbeyi haber alacak, devleti uyaracak olanların çoğunluğu zaten darbeye kalkışan örgüte bağlıydı. İstihbarat Dairesi'nin başında Nisan 2013 tarihinden bu yana Engin Dinç var. Göreve geldikten sonraki en önemli misyonu, hem Ankara'daki merkezde, hem de Türkiye çapındaki emniyet istihbarat teşkilâtlarındaki Gülen örgütüyle irtibatlı kadroları temizlemek oldu. '15 Temmuz'a kadar personelin yüzde 90'ı değiştirildi' ancak yine de ülkeye ağır bedeller ödeten 15 Temmuz darbe girişimi önlenemedi. Al Jazeera Türk, Emniyet İstihbarat Dairesi'ne darbeyi neden önceden haber alamadıklarını, bu durumu nasıl izah ettiklerini yazılı olarak sordu. Sorularımıza kurumdan resmi olarak bir cevap verilmedi. Ancak, İstihbarat Dairesi kaynakları, yer yer itiraf niteliğinde önemli bilgiler verdiler: "PDY/ FETÖ ile ilgili çalışmalar 17/25 Aralık itibarı ile yapılmaya başlanmış, diğer terör örgütlerinden farklı olarak örgüt ile ilgili veri tabanı ve hafıza yeni oluşturulmaya başlanmıştır. Bu nedenle zaman zaman aksaklıklar yaşanmıştır. PDY/ FETÖ'ye yönelik çalışma 2013 Mayıs ayı itibariyle başlatılmış olup kurum arşivinde örgüt mensuplarınca bilgi/belge bırakılmadığından çalışmaları tamamlamak uzun zaman almıştır." Emniyet kaynaklı istihbaratçılar, 15 Temmuz Gülen darbesinin önceden haber alınamamasında bazı yapısal ve hukuki sorunların da etkili olduğunu belirttiler: "15 Temmuz kalkışması sadece olay günü askeri bir personelin ihbarı ile ortaya çıkmıştır. Bu durum, devletin kendi kademeleri içerisinde meydana gelebilecek bir durumda gerekli refleksin gösterilemediğini, istihbarat faaliyetleri açısından sistemsel bir takım eksiklikler olduğunu göstermektedir. Devletin kendi kurumları içerisinde kendisine karşı gerçekleştirilecek bir kalkışmayı önlemek için diğer istihbarat kurumlarından bağımsız yeni bir yapı ve mevzuat gerektiği değerlendirilmektedir. Askeri personel hakkında çalışma yapılması halinde TCK md 327 ve 328 kapsamına girebileceği ve suç oluşturabileceği endişesi oluşmuştur. 'TSK içerisinde hiçbir yasadışı emir-komuta hiyerarşisi dışı oluşun söz konusu olmadığı ve bu söylentileri çıkaranlar hakkında hukuki yollara başvurulduğu' belirtilmiştir." Peki, 15 Temmuz darbe öncesinde Emniyet İstihbarat'ın elinde hiç mi bilgi yoktu? İstihbarat Dairesi kaynaklarının Al Jazeera'ye bu konuda verdiği bilgilere göre, Emniyet'in 17 - 25 Aralık'tan sonra, örgütün en üst yönetimindeki yaklaşık yüz kişiyle, yine yöneticiler arasında yer alan iki bin kişiyi deşifre edebildiği anlaşılıyor. Bunların arasında ordu içinden ve darbeye sonradan fiilen katılan isimler de vardı: "17/25 Aralık süreci ile örgütün deşifresine yönelik çalışmalar yürütülmüş, örgütün en üst yönetiminde bulunan yaklaşık (100) kişinin deşifresi sağlanmış ve konu adli birimlere intikal etmiştir. Örgütün yöneticilerine yönelik istihbari çalışmalar gerçekleştirilmiş, (2000) kişinin deşifresi sağlanmış, bunlara yönelik operasyonlar yapılmıştır. 17/25 Aralık ve 15 Temmuz arasında örgüte yönelik binden fazla operasyon yapılmış, (6000) şahıs tutuklanmış, (3667) şahıs Adli Kontrol altına alınmış, (2626) şahıs hakkında yakalama müzekkeresi çıkarılmıştır. 15 Temmuz öncesinde TSK içerisine sızmış örgüt mensuplarının açık kimlikleri bildirilmiştir. Tespit edilen personeller 15 Temmuz kalkışmasına katıldıkları gerekçesiyle tutuklanmış ve ihraç edilmiştir. Emniyet istihbarat birimlerince yapılan çalışmalarda, örgütün kendi içerisindeki iletişimini sağlamak üzere 'Bylock' isimli programı kullandığı ve bu programın "server"ının yurt dışında olduğu tespit edilmiş, çalışmaları genişletmek amacıyla, konu diğer istihbarat birimleri ile paylaşılmıştır." '15 Temmuz öncesinde TSK içerisine sızmış örgüt mensuplarının açık kimlikleri bildirilmiş' ise, darbe hamlesinin buna rağmen neden önlemediği hâlâ bir cevapsız soru olarak duruyor. Emniyet İstihbarat kaynaklarının Al Jazeera'ye yaptıkları bir değerlendirme 15 Temmuz darbesi öncesindeki zaafı bir ölçüde açıklar nitelikte. '15 Temmuz darbe girişimine kadar, örgütün deşifresi ve faaliyetlerine yönelik bilgi paylaşımı yapılmamış iligili kurumlarca gereken hassasiyet gösterilmemiştir. Ancak 15 Temmuz sonrası etkin bilgi paylaşımı yapılmıştır.' Emniyet İstihbarat kaynakları, 15 Temmuz darbesine giden yolda Gülen örgütüyle mücadelede karşılaşılan zorlukları anlatırken dikkat çekici bilgiler aktardılar: "TSK içerisindeki örgüt mensuplarının tespitlerine yönelik çalışmalar yapılmış, ancak adli operasyon aşamasına gelinmesi engellenmiştir. Yine emniyet içerisinde kalan örgüt üyeleri, yapılan çalışmaları ve diğer mahrem konuları örgüt üyelerine aktarmış, örgütün her daim hazırlıklı olmalarını sağlamışlardır. TSK içerisindeki PDY/FETÖ mensuplarına yönelik çalışmalar kurumdaki örgüt mensuplarınca öğrenildiğinden karşı tedbir ve hamleler geliştirerek operasyon yapılması engellenmiştir " Emniyet İstihbarat Adil Öksüz'ü nasıl atladı? Emniyet İstihbarat biriminin cevaplandırması gereken önemli bir soru da darbe girişiminin en önemli sivil ismi durumundaki Adil Öksüz ile ilgiliydi. Gülen örgütünün yıllarca içinde bulunan Kemalettin Özdemir ve Nurettin Veren, Öksüz’ün ‘Hava İmamı’ olduğuyla alâkalı olarak güvenlik ve istihbarat birimlerine ifadeler verdiklerini söylüyorlar. Nasıl olur da Adil Öksüz gibi bir isim darbeden önce Emniyet İstihbarat biriminin takibinde olmaz? Emniyet İstihbarat kaynakları Al Jazeera'nin bu sorusuna Kemalettin Özdemir'in de, Nurettin Veren'in de 'Adil Öksüz' ismini vermediklerini söyleyerek cevap verdi. Bu hem Kemalettin Özdemir, hem de Nurettin Veren hakkında yeni bir tartışmayı başlatacak nitelikte bir nottu: "Kemalettin Özdemir'in 16/01/2015 tarihinde Ankara TEM Şube Müdürlüğü'nde ifade verdiği, Nurettin VEREN'in 01/10/2014 tarihinde İzmir TEM Şube Müdürlüğü'nde ifade verdiği anlaşılmış, her ikisinin de ifadelerinde Adil ÖKSÜZ ismi geçmemiştir." Kemalettin Özdemir, CNN Türk'te 18 Ağustos 2016'da soruları yanıtlarken, Adil Öksüz’ün "Hava Kuvvetleri İmamı" olduğunu bildiğini, bunu 2012 ve 2013 yıllarında devlete bildirdiğini söylemiş, şöyle konuşmuştu: “Adil Öksüz ile aynı yerdeydik (Sakarya Üniversitesi). O yüzden onu tanımamam söz konusu değil. Çok iyi tanıyorum. Hava İmamı olduğuyla alâkalı olarak hem Terörle Mücadele'ye, hem Milli İstihbarat'a, hem savcılığa bu konuda beyan verdim. 2012 yılında verdim bu beyanımı ben, 2013 yılında verdim…” Nurettin Veren de CNN Türk’te katıldığı bir programda, “Ben 30 senedir tanıyorum Adil Öksüz’ü. MİT Müsteşarı'nın bana gönderdiği adamlara diyorum ki, ‘Gülen’in bu imamlarını tanıyorum. Karacı, denizci, havacı askerler bu adamlara zimmetleniyor. ’Bu yapılanmayı darbeden 5 ay önce Müsteşar'ın bana gönderdiği şahıslara söylüyorum. Buna rağmen darbe oluyor. Ya bu bilgiler Müsteşar'a gitmiyor, ya da Müsteşar efendi Cumhurbaşkanımıza götürmüyor“ demişti. Emniyet İstihbarat kaynakları Adil Öksüz isminin 9 Ocak 2015 tarihinde Ankara Terörle Mücadele (TEM) Şube Müdürlüğü'ne müşteki sıfatıyla 75 sayfa ifade veren Çetin Acar tarafından dile getirildiğini belirtiyorlar. Bu açıklama elbette Adil Öksüz'ün Emniyet İstihbarat Dairesi'nin takibinden kurtulabilmesi için yeterli değil. Bu isim, ayrıntılarına Adil Öksüz dosyamızda okuyabileceğiniz gibi Gülen örgütlenmesinin en kritik adamlarından biriydi. Polis ve savcılık ifadelerinde adı olsa da olmasa da bütün istihbarat birimlerinin takibinde olması gereken biriydi.
İSTİHBARAT MİT ve Emniyet istihbarat
CEVAPSIZ SORULAR
İstihbarat Hulûsi Akar Adil Öksüz Necdet Özel
15 TEMMUZ: İSTİHBARATTA 'KRAL ÇIPLAK' DEDİRTEN GÜN 15 Temmuz’da yaşanan darbe girişiminin ardından akıllardaki sorulardan biri istihbarata dair. Türkiye'de istihbarat denilince aklı gelen ilk iki kurum MİT ve Emniyet istihbarat. Bu iki kurum da darbe hazırlıklarını önceden haber alamadı. 15 Temmuz darbe girişimi bu iki kurumdaki zafiyeti kamuoyunun gözleri önüne serdi.
15 Temmuz gecesinden yansıyan iki görüntü, aslında Türkiye'nin en önemli iki istihbarat örgütünün darbe karşısında düştüğü durumu anlamaya yeterliydi. Bu görüntülerden biri, MİT'in Yenimahalle'deki karargâhından yansımıştı. Karargâha saldıran helikopterlere karşı MİT mensupları karargâhı ve kendilerini korumak için ateş açıyordu. MİT Müsteşarı’nın ‘sabaha kadar çatıştık’ sözü akıllarda. O gecenin istihbaratçılara dair ikinci sembolik resmi ise Emniyet Genel Müdürlüğü istihbarat Dairesi’ne dair. Dairedeki personel, yöneticileriyle birlikte darbecilerle çatışmak üzere sokağa çıkmıştı. Türkiye’nin en önemli iki istihbarat kurumunun istihbarat gücü darbe girişimini önceden haber alıp vukû bulmasını engellemeye yetmemişti. Darbe hamlesi gerçekleşmiş, ülkenin istihbaratçıları karargâhta ve sokakta bilfiil çatışmaya girmek zorunda kalmıştı. MİT'in durumu 15 Temmuz Gülen darbesine dair ilk istihbarat, darbenin gerçekleşeceği gün MİT'e, bu teşkilâtın mensubu olmayan bir binbaşı tarafından getirilmişti. istihbarat 'darbe olacak' şeklinde gelmemişti. MİT Müsteşarlığı'na yönelik iki helikopterle bir silahlı müdahale olacağı şeklindeydi. Bu binbaşının ihbarı Türkiye'yi bir felaketten kurtardı ama 241 vatandaşın hayatını kaybetmesi, 2 bin 194 kişinin yaralanması ve ülkenin itibarının ağır yara almasıyla neticelenen darbe girişimini önlemeye yetmedi. Çünkü, Türkiye'nin en köklü istihbarat birimi olan MİT, darbe istihbaratını darbenin gerçekleşeceği güne kadar alamamıştı. Başbakan'a neden haber verilmedi? İhbarın alınmasından sonra Cumhurbaşkanı'na ve Başbakan'a haber verilip verilmediği konusu da geçen üç ayda bir netlik kazanmadı. Müsteşarın saat 19.00 civarı, Marmaris’te bulunan Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan'ı telefonla aradığı ancak koruma müdürünün, "Sayın Cumhurbaşkanı dinleniyor" cevabı verdiği belirtiliyor. O saatte MİT Müsteşarı'nın bu istihbaratı paylaşmak için buluştuğu Genelkurmay Başkanı ile görüşmesi bitmiş, Genelkurmay tedbir amaçlı olarak Türkiye hava sahasını bütün askeri uçuşlara kapatan emirlerini yayınlamıştı. MİT'e müdahalenin ötesine taşan daha kapsamlı bir şey olabileceği ihtimaline karşı da Ankara'daki Etimesgut Zırhlı Birliklerden çıkışlar yasaklanmıştı. Yani, Ankara'da olağandışı durumlar oluyordu. Böyle bir anda MİT Müsteşarı Cumhurbaşkanı'na ulaşamamıştı. Cumhurbaşkanı o gece İstanbul ve Ankara'daki olağandışı gelişmelerin haberini istihbarattan değil de 'eniştesinden' almışsa, bu, ya Ankara ya da Marmaris ayağında bir sıkıntı olmasından kaynaklanıyordu. Müsteşar'ın, Cumhurbaşkanı'na ulaşamayınca Başbakan'ı neden aramadığı da gecenin önemli soru işaretlerinden biri. Başbakan Binali Yıldırım, katıldığı bir TV programında, "MİT Müsteşarı'na sordum, ama tatmin edici bir cevap alamadım" demişti. Hakan Fidan, 2010 Mayıs ayından bu yana MİT Müsteşarı. Hem kendisi, hem başında bulunduğu teşkilât, göreve geldiği günden bu yana Gülen grubunun hedefindeydi. 07 Şubat 2012'de Gülen örgütünün savcıları tarafından ifadeye çağrılması, 2013'te Suriye'ye giden MİT Tırlarının bu örgütle irtibatlı jandarma, polis ve savcılarca durdurulması ve Fidan'ın şahsına yönelik yıpratma kampanyaları ilk anda akla gelen örnekler. Cumhurbaşkanı Erdoğan, Fidan için "Sır küpüm" ifadesini kullanmıştı. Darbeden sonra çıktığı Çin gezisinden dönerken de uçakta benzer bir ifade kullanarak, "Öyle makamlar var ki, sır makamlarıdır" dedi. Öyle anlaşılıyor ki, Erdoğan'ın Fidan'a güveni devam ediyor. Bu güvenin devam etmesinde, MİT’in 15 Temmuz’a kadar yaptığı bazı bilgilendirmelerin rol oynamış olması kuvvetle muhtemel. Genelkurmay’a verilen 1200 kişilik liste Kamuoyuna yansımış teyidli bilgiler yok, ancak MİT’in darbe öncesinde 2014’ten başlayarak Gülen grubuyla nitelikli bilgileri alıp devletin ilgili birimleriyle paylaştığı anlaşılıyor. Örneğin, 2015 Mayıs ayında eski Milli Savunma Bakanı İsmet Yılmaz’ın kamuoyuyla paylaştığı bir bilgi önemliydi. İsmet Yılmaz, 13 Mayıs 2015'te Anadolu Ajansı’nın editör Masası’nda, TSK içindeki Fethullah Gülen örgütlenmesine ilişkin, “Silahlı Kuvvetler’de şu ana kadar 1000’in üzerindeki kişi ile ilgili olaraktan ihbar gelmiştir. Bu ihbarlarla ilgili hem idari hem de Genelkurmay Askeri Savcılığı tarafından soruşturmalar başlatılmıştır. Neticelendiğinde elbette gereği yapılacaktır" demişti. Yılmaz’ın bu sözlerinden altı gün sonra Cumhuriyet Gazetesi’nde Sertaç Eş imzalı haberde, Bakan Yılmaz’ın açıklamasının ayrıntılarına ulaşıldığı belirtilerek şu bilgiler verildi: ‘’Milli Savunma Bakanlığı kaynaklarından alınan bilgiye göre Genelkurmay’a, MİT, 'Paralel' olarak nitelenen ve aralarında iki generalin bulunduğu 1200 kişilik bir liste gönderdi. Cumhuriyet’in edindiği bilgilere göre Genelkurmay Askeri Savcılığı’nca hakkında soruşturma yürütülen personel sayısı bu kadar olmasa da 1200 kişilik bir liste uzun süreden beri gündemde. MİT’in gönderdiği bu liste nedeniyle Genelkurmay Karargâhı’nda tepkiler de oluşmuş durumda. Genelkurmay Başkanı Orgeneral Özel’in listede yer alan rütbelilerden bazıları hakkında kanıt olmaması nedeniyle rahatsızlığını her ortamda hükümete hissettirdiği öğrenildi. Ancak bu rahatsızlık şu ana kadar AKP iktidarında ve Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan nezdinde henüz bir karşılık bulmuş değil.’’ MİT’in Gülen grubunu takip sürecindeki en kritik hamlesi, bu yapının haberleşme sistemini çözmesi oldu. Şu ana kadar ortaya çıkan bilgiler bu örgütün, 2014’ten itibaren şifreli haberleşme uygulaması Bylock’u kullanmaya başladığını gösteriyor. MİT, 2015 sonunda Bylock’u farkediyor ve şifresini kırıyor. Hemen hemen aynı dönemlerde örgüt bu kez haberleşme için yine şifreli olan Eagle adlı bir uygulama kullanmaya başlıyor. MİT’in bu iki uygulamayı kırarak 40 bin ismi tespit ettiği, bunlardan 600’ünün yüksek rütbeli subay olduğu bilgisi var. Yine, MİT’in bahar aylarında bu bilgileri Hükümet ve diğer istihbarat teşkilâtlarıyla paylaştığı da haberlere yansıdı. Adil Öksüz neden takip edilmedi? Gülen örgütünün içinde, kamuoyunun 15 Temmuz’dan sonra tanıdığı kritik bir isim var: Adil Öksüz… Öksüz, darbe girişimi öncesinde generallerle Ankara’da buluşup planlara son şeklini veren isim. Örgütün ‘asker imamı’. 16 Temmuz sabahı, darbecilerin ana üssü Akıncı yakınında yakalandı, iki gün sonra da geride bir çok soru işareti bırakarak serbest bırakıldı. Kamuoyu yeni tanıyordu ama Gülen örgütünün uzun dönem içinde kalmış iki kişiye göre Öksüz’ün, Gülen örgütü içindeki yeri devlet tarafından biliniyordu. Kemalettin Özdemir, Öksüz’ün "Hava Kuvvetleri imamı" olduğunu bildiğini, bunu 2012 ve 2013 yıllarında devlete bildirdiğini söylüyor. Özdemir’in, bu konuda bilgi verdiğini açıkladığı kurumlardan biri MİT. Nurettin Veren de, askerlerin örgütün içinde “zimmetlendiği” yapılanmayı darbeden aylar önce MİT Müsteşarı’nın kendisine gönderdiği şahıslara anlattığını belirtiyor. Durum böyle iken Adil Öksüz’ün neden takip altında olmadığı, MİT’in cevaplaması gereken bir soru. Al Jazeera Türk, bu soruları Milli İstihbarat Teşkilâtı’na (MİT) iki gün önce, haberin 14 Ekim Cuma günü yayınlanacağı bilgisiyle yazılı olarak iletti ancak MİT’ten herhangi bir cevap gelmedi. Emniyet İstihbarat'ın durumu Milli İstihbarat Teşkilâtı için sorulan soruların tamamı Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Dairesi için de geçerli. MİT'ten çok daha yaygın bir istihbarat ağına sahip olan Emniyet İstihbaratı'nın da darbeyi önceden haber alamadığı anlaşılıyor. Başta, Adil Öksüz olmak üzere pek çok Gülen örgütü mensubunun faaliyetlerinin takibinde Emniyet İstihbarat yetersiz kaldı. Neden yetersiz kaldığı sorusunun cevabı muhtemelen bir önceki İçişleri Bakanı Efkan Âlâ'nın 19 Ağustos 2016’da NTV’de yaptığı açıklamada gizli. Efkan Âlâ 17-25 Aralık’tan önce Emniyet İstihbaratı’ndaki Gülen Cemaati mensupları hakkında bilgi verirken “O dönem İstihbarat Daire Başkanlığı'ndaki yaklaşık 7 bin çalışandan 6 bin 500'ü FETÖ mensubuydu” demişti. Yani darbeyi haber alacak, devleti uyaracak olanların çoğunluğu zaten darbeye kalkışan örgüte bağlıydı. İstihbarat Dairesi'nin başında Nisan 2013 tarihinden bu yana Engin Dinç var. Göreve geldikten sonraki en önemli misyonu, hem Ankara'daki merkezde, hem de Türkiye çapındaki emniyet istihbarat teşkilâtlarındaki Gülen örgütüyle irtibatlı kadroları temizlemek oldu. '15 Temmuz'a kadar personelin yüzde 90'ı değiştirildi' ancak yine de ülkeye ağır bedeller ödeten 15 Temmuz darbe girişimi önlenemedi. Al Jazeera Türk, Emniyet İstihbarat Dairesi'ne darbeyi neden önceden haber alamadıklarını, bu durumu nasıl izah ettiklerini yazılı olarak sordu. Sorularımıza kurumdan resmi olarak bir cevap verilmedi. Ancak, İstihbarat Dairesi kaynakları, yer yer itiraf niteliğinde önemli bilgiler verdiler: "PDY/ FETÖ ile ilgili çalışmalar 17/25 Aralık itibarı ile yapılmaya başlanmış, diğer terör örgütlerinden farklı olarak örgüt ile ilgili veri tabanı ve hafıza yeni oluşturulmaya başlanmıştır. Bu nedenle zaman zaman aksaklıklar yaşanmıştır. PDY/ FETÖ'ye yönelik çalışma 2013 Mayıs ayı itibariyle başlatılmış olup kurum arşivinde örgüt mensuplarınca bilgi/belge bırakılmadığından çalışmaları tamamlamak uzun zaman almıştır." Emniyet kaynaklı istihbaratçılar, 15 Temmuz Gülen darbesinin önceden haber alınamamasında bazı yapısal ve hukuki sorunların da etkili olduğunu belirttiler: "15 Temmuz kalkışması sadece olay günü askeri bir personelin ihbarı ile ortaya çıkmıştır. Bu durum, devletin kendi kademeleri içerisinde meydana gelebilecek bir durumda gerekli refleksin gösterilemediğini, istihbarat faaliyetleri açısından sistemsel bir takım eksiklikler olduğunu göstermektedir. Devletin kendi kurumları içerisinde kendisine karşı gerçekleştirilecek bir kalkışmayı önlemek için diğer istihbarat kurumlarından bağımsız yeni bir yapı ve mevzuat gerektiği değerlendirilmektedir. Askeri personel hakkında çalışma yapılması halinde TCK md 327 ve 328 kapsamına girebileceği ve suç oluşturabileceği endişesi oluşmuştur. 'TSK içerisinde hiçbir yasadışı emir-komuta hiyerarşisi dışı oluşun söz konusu olmadığı ve bu söylentileri çıkaranlar hakkında hukuki yollara başvurulduğu' belirtilmiştir." Peki, 15 Temmuz darbe öncesinde Emniyet İstihbarat'ın elinde hiç mi bilgi yoktu? İstihbarat Dairesi kaynaklarının Al Jazeera'ye bu konuda verdiği bilgilere göre, Emniyet'in 17 - 25 Aralık'tan sonra, örgütün en üst yönetimindeki yaklaşık yüz kişiyle, yine yöneticiler arasında yer alan iki bin kişiyi deşifre edebildiği anlaşılıyor. Bunların arasında ordu içinden ve darbeye sonradan fiilen katılan isimler de vardı: "17/25 Aralık süreci ile örgütün deşifresine yönelik çalışmalar yürütülmüş, örgütün en üst yönetiminde bulunan yaklaşık (100) kişinin deşifresi sağlanmış ve konu adli birimlere intikal etmiştir. Örgütün yöneticilerine yönelik istihbari çalışmalar gerçekleştirilmiş, (2000) kişinin deşifresi sağlanmış, bunlara yönelik operasyonlar yapılmıştır. 17/25 Aralık ve 15 Temmuz arasında örgüte yönelik binden fazla operasyon yapılmış, (6000) şahıs tutuklanmış, (3667) şahıs Adli Kontrol altına alınmış, (2626) şahıs hakkında yakalama müzekkeresi çıkarılmıştır. 15 Temmuz öncesinde TSK içerisine sızmış örgüt mensuplarının açık kimlikleri bildirilmiştir. Tespit edilen personeller 15 Temmuz kalkışmasına katıldıkları gerekçesiyle tutuklanmış ve ihraç edilmiştir. Emniyet istihbarat birimlerince yapılan çalışmalarda, örgütün kendi içerisindeki iletişimini sağlamak üzere 'Bylock' isimli programı kullandığı ve bu programın "server"ının yurt dışında olduğu tespit edilmiş, çalışmaları genişletmek amacıyla, konu diğer istihbarat birimleri ile paylaşılmıştır." '15 Temmuz öncesinde TSK içerisine sızmış örgüt mensuplarının açık kimlikleri bildirilmiş' ise, darbe hamlesinin buna rağmen neden önlemediği hâlâ bir cevapsız soru olarak duruyor. Emniyet İstihbarat kaynaklarının Al Jazeera'ye yaptıkları bir değerlendirme 15 Temmuz darbesi öncesindeki zaafı bir ölçüde açıklar nitelikte. '15 Temmuz darbe girişimine kadar, örgütün deşifresi ve faaliyetlerine yönelik bilgi paylaşımı yapılmamış iligili kurumlarca gereken hassasiyet gösterilmemiştir. Ancak 15 Temmuz sonrası etkin bilgi paylaşımı yapılmıştır.' Emniyet İstihbarat kaynakları, 15 Temmuz darbesine giden yolda Gülen örgütüyle mücadelede karşılaşılan zorlukları anlatırken dikkat çekici bilgiler aktardılar: "TSK içerisindeki örgüt mensuplarının tespitlerine yönelik çalışmalar yapılmış, ancak adli operasyon aşamasına gelinmesi engellenmiştir. Yine emniyet içerisinde kalan örgüt üyeleri, yapılan çalışmaları ve diğer mahrem konuları örgüt üyelerine aktarmış, örgütün her daim hazırlıklı olmalarını sağlamışlardır. TSK içerisindeki PDY/FETÖ mensuplarına yönelik çalışmalar kurumdaki örgüt mensuplarınca öğrenildiğinden karşı tedbir ve hamleler geliştirerek operasyon yapılması engellenmiştir " Emniyet İstihbarat Adil Öksüz'ü nasıl atladı? Emniyet İstihbarat biriminin cevaplandırması gereken önemli bir soru da darbe girişiminin en önemli sivil ismi durumundaki Adil Öksüz ile ilgiliydi. Gülen örgütünün yıllarca içinde bulunan Kemalettin Özdemir ve Nurettin Veren, Öksüz’ün ‘Hava İmamı’ olduğuyla alâkalı olarak güvenlik ve istihbarat birimlerine ifadeler verdiklerini söylüyorlar. Nasıl olur da Adil Öksüz gibi bir isim darbeden önce Emniyet İstihbarat biriminin takibinde olmaz? Emniyet İstihbarat kaynakları Al Jazeera'nin bu sorusuna Kemalettin Özdemir'in de, Nurettin Veren'in de 'Adil Öksüz' ismini vermediklerini söyleyerek cevap verdi. Bu hem Kemalettin Özdemir, hem de Nurettin Veren hakkında yeni bir tartışmayı başlatacak nitelikte bir nottu: "Kemalettin Özdemir'in 16/01/2015 tarihinde Ankara TEM Şube Müdürlüğü'nde ifade verdiği, Nurettin VEREN'in 01/10/2014 tarihinde İzmir TEM Şube Müdürlüğü'nde ifade verdiği anlaşılmış, her ikisinin de ifadelerinde Adil ÖKSÜZ ismi geçmemiştir." Kemalettin Özdemir, CNN Türk'te 18 Ağustos 2016'da soruları yanıtlarken, Adil Öksüz’ün "Hava Kuvvetleri İmamı" olduğunu bildiğini, bunu 2012 ve 2013 yıllarında devlete bildirdiğini söylemiş, şöyle konuşmuştu: “Adil Öksüz ile aynı yerdeydik (Sakarya Üniversitesi). O yüzden onu tanımamam söz konusu değil. Çok iyi tanıyorum. Hava İmamı olduğuyla alâkalı olarak hem Terörle Mücadele'ye, hem Milli İstihbarat'a, hem savcılığa bu konuda beyan verdim. 2012 yılında verdim bu beyanımı ben, 2013 yılında verdim…” Nurettin Veren de CNN Türk’te katıldığı bir programda, “Ben 30 senedir tanıyorum Adil Öksüz’ü. MİT Müsteşarı'nın bana gönderdiği adamlara diyorum ki, ‘Gülen’in bu imamlarını tanıyorum. Karacı, denizci, havacı askerler bu adamlara zimmetleniyor. ’Bu yapılanmayı darbeden 5 ay önce Müsteşar'ın bana gönderdiği şahıslara söylüyorum. Buna rağmen darbe oluyor. Ya bu bilgiler Müsteşar'a gitmiyor, ya da Müsteşar efendi Cumhurbaşkanımıza götürmüyor“ demişti. Emniyet İstihbarat kaynakları Adil Öksüz isminin 9 Ocak 2015 tarihinde Ankara Terörle Mücadele (TEM) Şube Müdürlüğü'ne müşteki sıfatıyla 75 sayfa ifade veren Çetin Acar tarafından dile getirildiğini belirtiyorlar. Bu açıklama elbette Adil Öksüz'ün Emniyet İstihbarat Dairesi'nin takibinden kurtulabilmesi için yeterli değil. Bu isim, ayrıntılarına Adil Öksüz dosyamızda okuyabileceğiniz gibi Gülen örgütlenmesinin en kritik adamlarından biriydi. Polis ve savcılık ifadelerinde adı olsa da olmasa da bütün istihbarat birimlerinin takibinde olması gereken biriydi.
İLGİLİ HABERLER
'Darbe ihbarı' hiç gelmedi mi?
Erdoğan'a istihbarat neden geç verildi?
Genelkurmay: MİT saat 16'da bilgi verdi