ADİL ÖKSÜZ "Ordu İmamı"
İLGİLİ HABERLER
İki gün 'seyrettiler'
Adil Öksüz’ü kim koruyor?
'Adil Öksüz gözaltındayken cep telefonuyla görüşmeler yaptı'
CEVAPSIZ SORULAR
İstihbarat Hulûsi Akar
Adil Öksüz Necdet Özel
Sakarya Üniversitesi’nde öğretim görevlisi olan Adil Öksüz, darbe öncesinde generallerle Ankara’da buluşup, darbe planlarına son şeklini veren isimdi. Gülen örgütünün asker imamıydı. Yani, örgütün ‘mahrem’ diye adlandırdığı (MİT, TSK ve Emniyet) kurumlardan birinin sorumlusuydu. 15 Temmuz sabaha karşı da darbenin ana karargâhı durumundaki Akıncı Üssü’nde yakalanmış, ama iki gün sonra serbest bırakılmıştı. Kimliğini nasıl saklayabildiği, hâkimlerin onu nasıl serbest bıraktığı darbenin en kritik soruları arasında. Neden üç farklı tutanak düzenlendi? Darbe gecesinin sabahında Akıncı Üssü yakınında yakalandığında, Öksüz hakkında üç ayrı tutanak düzenlendiği ortaya çıktı. Tutanağın birinde, üzerinden çıkan para ve telefon numaraları yazılıydı. Başka bir tutanakta, "Üzerinde GPS cihazı bulunduğu" yazıyordu. Bu ilk iki tutanakta, polis ve jandarmanın imzaları vardı. Sadece jandarma görevlilerinin imzalarının bulunduğu üçüncü tutanakta ise Öksüz’ün GPS cihazını tuvalete attığı belirtiliyordu. Neden birbirinden farklı üç ayrı tutanak tutulduğunun cevabı yok. Soruşturma dosyasına tutanak ya da tutanaklar neden girmedi? Öksüz’ün dosyasına bakan savcı ve hâkimler, önlerine gelen "soruşturma dosyasında" ifadesinden başka bir belge ya da bilgi olmadığını açıkladı. Öksüz’ün üzerinden çıkan cep telefonu ve GPS cihazı ile ilgili tutulan tutanaklar, soruşturma dosyasına girmemişti. "Gözaltında" cep telefonu kullanabilmişti Öksüz’ün, Kazan İlçe Jandarma Komutanlığı'nda "gözaltında" olduğu sırada cep telefonunu kullanabildiği, görüşmeler yaptığı ortaya çıktı. Öksüz’ün, gözaltında olduğu 17 Temmuz'da kendisine ait cep telefonuyla, saat 15:15, 15:20 ve 15:25’te, Atatürk Araştırma Merkezi Bilimsel Çalışmalar Müdürü Hasan Balcı'yla telefon görüşmeleri yaptığı belirlendi. Bu bilgi bile darbe girişiminden 2 ay sonra, Eylül ayında ortaya çıktı. 5 Eylül'de gözaltına alınan Hasan Balcı tutuklandı. Balcı savcılıkta, üç kez telefonla görüştüğü Adil Öksüz'ü tanımadığını, telefon görüşmelerini, ‘tanımadığı bir numaradan kendisini arayan gözaltındaki astsubayın oğluyla’ yaptığını iddia etti. Gözaltındaki Öksüz’ün telefonuna neden el konulmadı? Nasıl bir "gözaltıydı " ki Öksüz cep telefonunu bile kullanabildi? Savcı ‘inandırıcı bulmadığı’ için tutuklama istedi ama... Öksüz'ü sorgulayan ve "anlattıklarını inandırıcı bulmayarak" tutuklanmasını isteyen Ankara Batı Adliyesi Savcısı Cihan Ergün, Öksüz’ün serbest bırakılması ve kaçması üzerine dosya içeriğine ilişkin açıklamalar yaptı. Öksüz’ün sorgusunda arsa bakmak için geldiğini söylediğini ifade eden savcı Ergün, tutuklama talebinin gerekçesini şöyle açıklamıştı: "Arsa almaya geliyorsanız, pazarlık yaptığınız birinin olması lâzım. Birbirinizin telefonu olması lâzım. Arsa alacağınız kişinin telefonu var mı? Yok. Soyadı nedir? O da yok. Arsa nerede? O da yok. Kim buluşturacaktı? Bilmiyorum. Evini biliyor musun? Hayır. Bu gibi cevaplar... Vaziyet o ki; doğru bir şey söylemiyorsunuz ama bulunmamanız gereken bir saatte orada bulunuyorsunuz. Darbe girişiminin hemen sabahı (16 Temmuz Cumartesi), saat 09.00’da taksi ile geldiğini söylüyor. 09.00’da taksi ile gelirseniz, orada o zaman bombalar patlıyor. Uçaklar havalanıyor. Başka yerden gelen uçaklar pisti bombalıyor. Siz gayet rahat orada dolaşıyorsunuz ve 1 saat sonra yakalanıyorsunuz.” Savcının bu değerlendirmelerine rağmen Öksüz çıkartıldığı mahkemede hâkim Köksal Çelik tarafından serbest bırakılabildi. Savcının inandırıcı bulmayıp tutuklamak istediği Öksüz’ü hakimler neden salıverdi? Tutuklama talebiyle mahkemeye sevk edilen Öksüz, hâkim Köksal Çelik tarafından "sabit ikametgâh sahibi olması ve delilleri karartma imkânı olmaması" gerekçe gösterilerek serbest bırakıldı. Savcılık bu karara itiraz etti. İtirazı değerlendiren hâkim Çetin Sönmez de tutuklama talebini reddetti. İki hâkim hakkında HSYK tarafından soruşturma başlatıldı. Hâkimler geçici olarak görevden uzaklaştırıldı. Kamuoyuna yansıyan bilgilere göre, Öksüz’ü serbest bırakan hâkimlerin, Gülen örgütü ile bir ilişkisi şu ana kadar tespit edilemedi. Peki, bu hâkimler Gülen örgütüyle irtibatlı değilse, Adil Öksüz’ü savcının gerekçeleri ortadayken bir darbe girişimi ertesinde nasıl serbest bırakmışlardı? Geçen üç ayda kamuoyu bu konuda tatmin edici bir cevap alamadı. Adil Öksüz neden takip altında değildi? Adil Öksüz'ün kim olduğu, Gülen örgütü içindeki konumu devlet içinde bilinmiyor muydu? Gülen örgütünü yakından bilen iki isme göre, biliniyordu. Kemalettin Özdemir, 18 Ağustos 2016 günü CNN Türk’te soruları yanıtlarken, darbe sabahı Akıncı Üssü’nde yakalanan ama sonra serbest bırakılan Adil Öksüz’ün, "Hava Kuvvetleri İmamı" olduğunu bildiğini, bunu 2012 ve 2013 yıllarında devlete bildirdiğini söylüyordu: “Adil Öksüz ile aynı yerdeydik (Sakarya Üniversitesi). O yüzden onu tanımamam söz konusu değil. Çok iyi tanıyorum. Hava İmamı olduğuyla alâkalı olarak hem Terörle Mücadele'ye, hem Milli istihbarat'a, hem savcılığa bu konuda beyan verdim. 2012 yılında verdim bu beyanımı ben, 2013 yılında verdim…” Adil Öksüz ismini darbeden aylar önce devlete bildirmiş olduğunu söyleyenlerden biri de, Gülen yapılanması içinde neredeyse 30 yıl kalmış Nurettin Veren. 1996'dan beri Gülen grubu hakkında Türkiye'yi uyarmaya çalışan Nurettin Veren, CNN Türk’te katıldığı bir programda, “Ben 30 senedir tanıyorum Adil Öksüz’ü. MİT Müsteşarı'nın bana gönderdiği adamlara diyorum ki, ‘Gülen’in bu imamlarını tanıyorum. Karacı, denizci, havacı askerler bu adamlara zimmetleniyor.’ Bu yapılanmayı darbeden 5 ay önce Müsteşar'ın bana gönderdiği şahıslara söylüyorum. Buna rağmen darbe oluyor. Ya bu bilgiler Müsteşar'a gitmiyor, ya da Müsteşar efendi Cumhurbaşkanımıza götürmüyor“ diye konuşmuştu. Adil Öksüz’ü kimler koruyor? Kemalettin Özdemir ve Nurettin Veren'in bu açıklamaları doğruysa, devlete iletilen bu bilgilere rağmen Adil Öksüz'ün hâlâ takip altında olmaması, Amerika'ya son güne kadar gidip gelmesi, bağlantılı olduğu generallerle Ankara'da buluşması, darbe girişiminin sabahında yakalandıktan sonra serbest kalabilmesi devlet içinde korunup kollandığını gösteriyor. Kemalettin Özdemir’in söyledikleri doğruysa, Terörle Mücadele birimlerinin de, Emniyet İstihbarat'ın da, Milli istihbarat Teşkilâtı'nın da 2012-2013 yıllarından itibaren Adil Öksüz’ün ismini ve Gülen örgütü içindeki yerini biliyor olmaları lâzım. Durum buysa, Adil Öksüz’ü neden takip altında tutmamışlardı? Bu ismin, 2002 yılından bu yana 109 kez yurtdışına çıktığından haberdar değiller miydi? Cemaat’in içinde 30 yıl geçirmiş, Sakarya Üniversitesi’nde öğretim üyesi olarak görünen bir ismin, 109 kez yurtdışına gidip gelmiş olması devletin dikkatini çekmedi mi? Devlet, en geç 2012 veya 2013’ten bu yana, onun bu örgütün "hava imamı" olduğu bilgisine sahipse, bu örgütle amansız bir mücadeleye girmişken bu kişinin takip altında tutulmuyor olması, yasal yollardan yurtdışına çıkıp dönebilmesi, hakkındaki bilgilerin gözaltına alınmasından sonra da mahkemeye gönderilmemiş olması akıllara, "Öksüz, korunuyor muydu?" sorusunu ister istemez getiriyor. Devletin hiçbir birimi bu konularda kamuoyunu aydınlatacak açıklamalar yapmadı. Kamuoyunu aydınlatacak açıklama yapılmadı ancak, Al Jazeera'nin sorularını yanıtlayan Emniyet İstihbarat kaynakları, "Kemalettin Özdemir ve Nurettin Veren'in Emniyet'e verdiği ifadelerde Adil Öksüz'ün isminin geçmediğini, müşteki sıfatıyla Emniyet'e ifade veren Çetin Acar'ın, birçok isimle birlikte Adil Öksüz'ün ismini de verdiğini" belirttiler. (Ayrıntılı bilgi, "15 Temmuz: İstihbaratta 'kral çıplak' dedirten gün" haberinde)
CEVAPSIZ SORULAR
Hulûsi Akar
İstihbarat
Adil Öksüz
Necdet Özel
İLGİLİ HABERLER
İki gün 'seyrettiler'
Adil Öksüz’ü kim koruyor?
'Adil Öksüz gözaltındayken cep telefonuyla görüşmeler yaptı'
ADİL ÖKSÜZ "Ordu İmamı"
HER DAİM KORUMA ALTINDA: ADİL ÖKSÜZ 15 Temmuz’daki darbe girişiminden bu yana üç ay geçti. Ama o güne ve öncesine dair pek çok konu hâlâ aydınlığa kavuşturulamadı. Adil Öksüz'ün durumu bunlardan biri. Gülen örgütünün "Ordu İmamı" olduğu belirlenen Adil Öksüz’ün darbe gecesi yakalandığı halde serbest kalabilmesi, 15 Temmuz sırlarının belki de en önemlisi. Öksüz’ün, devletin Gülen örgütüyle her alanda mücadeleye girdiği 2014 ve 2015’te de korunduğu görünüyor.
Sakarya Üniversitesi’nde öğretim görevlisi olan Adil Öksüz, darbe öncesinde generallerle Ankara’da buluşup, darbe planlarına son şeklini veren isimdi. Gülen örgütünün asker imamıydı. Yani, örgütün ‘mahrem’ diye adlandırdığı (MİT, TSK ve Emniyet) kurumlardan birinin sorumlusuydu. 15 Temmuz sabaha karşı da darbenin ana karargâhı durumundaki Akıncı Üssü’nde yakalanmış, ama iki gün sonra serbest bırakılmıştı. Kimliğini nasıl saklayabildiği, hâkimlerin onu nasıl serbest bıraktığı darbenin en kritik soruları arasında. Neden üç farklı tutanak düzenlendi? Darbe gecesinin sabahında Akıncı Üssü yakınında yakalandığında, Öksüz hakkında üç ayrı tutanak düzenlendiği ortaya çıktı. Tutanağın birinde, üzerinden çıkan para ve telefon numaraları yazılıydı. Başka bir tutanakta, "Üzerinde GPS cihazı bulunduğu" yazıyordu. Bu ilk iki tutanakta, polis ve jandarmanın imzaları vardı. Sadece jandarma görevlilerinin imzalarının bulunduğu üçüncü tutanakta ise Öksüz’ün GPS cihazını tuvalete attığı belirtiliyordu. Neden birbirinden farklı üç ayrı tutanak tutulduğunun cevabı yok. Soruşturma dosyasına tutanak ya da tutanaklar neden girmedi? Öksüz’ün dosyasına bakan savcı ve hâkimler, önlerine gelen "soruşturma dosyasında" ifadesinden başka bir belge ya da bilgi olmadığını açıkladı. Öksüz’ün üzerinden çıkan cep telefonu ve GPS cihazı ile ilgili tutulan tutanaklar, soruşturma dosyasına girmemişti. "Gözaltında" cep telefonu kullanabilmişti Öksüz’ün, Kazan İlçe Jandarma Komutanlığı'nda "gözaltında" olduğu sırada cep telefonunu kullanabildiği, görüşmeler yaptığı ortaya çıktı. Öksüz’ün, gözaltında olduğu 17 Temmuz'da kendisine ait cep telefonuyla, saat 15:15, 15:20 ve 15:25’te, Atatürk Araştırma Merkezi Bilimsel Çalışmalar Müdürü Hasan Balcı'yla telefon görüşmeleri yaptığı belirlendi. Bu bilgi bile darbe girişiminden 2 ay sonra, Eylül ayında ortaya çıktı. 5 Eylül'de gözaltına alınan Hasan Balcı tutuklandı. Balcı savcılıkta, üç kez telefonla görüştüğü Adil Öksüz'ü tanımadığını, telefon görüşmelerini, ‘tanımadığı bir numaradan kendisini arayan gözaltındaki astsubayın oğluyla’ yaptığını iddia etti. Gözaltındaki Öksüz’ün telefonuna neden el konulmadı? Nasıl bir "gözaltıydı " ki Öksüz cep telefonunu bile kullanabildi? Savcı ‘inandırıcı bulmadığı’ için tutuklama istedi ama... Öksüz'ü sorgulayan ve "anlattıklarını inandırıcı bulmayarak" tutuklanmasını isteyen Ankara Batı Adliyesi Savcısı Cihan Ergün, Öksüz’ün serbest bırakılması ve kaçması üzerine dosya içeriğine ilişkin açıklamalar yaptı. Öksüz’ün sorgusunda arsa bakmak için geldiğini söylediğini ifade eden savcı Ergün, tutuklama talebinin gerekçesini şöyle açıklamıştı: "Arsa almaya geliyorsanız, pazarlık yaptığınız birinin olması lâzım. Birbirinizin telefonu olması lâzım. Arsa alacağınız kişinin telefonu var mı? Yok. Soyadı nedir? O da yok. Arsa nerede? O da yok. Kim buluşturacaktı? Bilmiyorum. Evini biliyor musun? Hayır. Bu gibi cevaplar... Vaziyet o ki; doğru bir şey söylemiyorsunuz ama bulunmamanız gereken bir saatte orada bulunuyorsunuz. Darbe girişiminin hemen sabahı (16 Temmuz Cumartesi), saat 09.00’da taksi ile geldiğini söylüyor. 09.00’da taksi ile gelirseniz, orada o zaman bombalar patlıyor. Uçaklar havalanıyor. Başka yerden gelen uçaklar pisti bombalıyor. Siz gayet rahat orada dolaşıyorsunuz ve 1 saat sonra yakalanıyorsunuz.” Savcının bu değerlendirmelerine rağmen Öksüz çıkartıldığı mahkemede hâkim Köksal Çelik tarafından serbest bırakılabildi. Savcının inandırıcı bulmayıp tutuklamak istediği Öksüz’ü hakimler neden salıverdi? Tutuklama talebiyle mahkemeye sevk edilen Öksüz, hâkim Köksal Çelik tarafından "sabit ikametgâh sahibi olması ve delilleri karartma imkânı olmaması" gerekçe gösterilerek serbest bırakıldı. Savcılık bu karara itiraz etti. İtirazı değerlendiren hâkim Çetin Sönmez de tutuklama talebini reddetti. İki hâkim hakkında HSYK tarafından soruşturma başlatıldı. Hâkimler geçici olarak görevden uzaklaştırıldı. Kamuoyuna yansıyan bilgilere göre, Öksüz’ü serbest bırakan hâkimlerin, Gülen örgütü ile bir ilişkisi şu ana kadar tespit edilemedi. Peki, bu hâkimler Gülen örgütüyle irtibatlı değilse, Adil Öksüz’ü savcının gerekçeleri ortadayken bir darbe girişimi ertesinde nasıl serbest bırakmışlardı? Geçen üç ayda kamuoyu bu konuda tatmin edici bir cevap alamadı. Adil Öksüz neden takip altında değildi? Adil Öksüz'ün kim olduğu, Gülen örgütü içindeki konumu devlet içinde bilinmiyor muydu? Gülen örgütünü yakından bilen iki isme göre, biliniyordu. Kemalettin Özdemir, 18 Ağustos 2016 günü CNN Türk’te soruları yanıtlarken, darbe sabahı Akıncı Üssü’nde yakalanan ama sonra serbest bırakılan Adil Öksüz’ün, "Hava Kuvvetleri İmamı" olduğunu bildiğini, bunu 2012 ve 2013 yıllarında devlete bildirdiğini söylüyordu: “Adil Öksüz ile aynı yerdeydik (Sakarya Üniversitesi). O yüzden onu tanımamam söz konusu değil. Çok iyi tanıyorum. Hava İmamı olduğuyla alâkalı olarak hem Terörle Mücadele'ye, hem Milli istihbarat'a, hem savcılığa bu konuda beyan verdim. 2012 yılında verdim bu beyanımı ben, 2013 yılında verdim…” Adil Öksüz ismini darbeden aylar önce devlete bildirmiş olduğunu söyleyenlerden biri de, Gülen yapılanması içinde neredeyse 30 yıl kalmış Nurettin Veren. 1996'dan beri Gülen grubu hakkında Türkiye'yi uyarmaya çalışan Nurettin Veren, CNN Türk’te katıldığı bir programda, “Ben 30 senedir tanıyorum Adil Öksüz’ü. MİT Müsteşarı'nın bana gönderdiği adamlara diyorum ki, ‘Gülen’in bu imamlarını tanıyorum. Karacı, denizci, havacı askerler bu adamlara zimmetleniyor.’ Bu yapılanmayı darbeden 5 ay önce Müsteşar'ın bana gönderdiği şahıslara söylüyorum. Buna rağmen darbe oluyor. Ya bu bilgiler Müsteşar'a gitmiyor, ya da Müsteşar efendi Cumhurbaşkanımıza götürmüyor“ diye konuşmuştu. Adil Öksüz’ü kimler koruyor? Kemalettin Özdemir ve Nurettin Veren'in bu açıklamaları doğruysa, devlete iletilen bu bilgilere rağmen Adil Öksüz'ün hâlâ takip altında olmaması, Amerika'ya son güne kadar gidip gelmesi, bağlantılı olduğu generallerle Ankara'da buluşması, darbe girişiminin sabahında yakalandıktan sonra serbest kalabilmesi devlet içinde korunup kollandığını gösteriyor. Kemalettin Özdemir’in söyledikleri doğruysa, Terörle Mücadele birimlerinin de, Emniyet İstihbarat'ın da, Milli istihbarat Teşkilâtı'nın da 2012-2013 yıllarından itibaren Adil Öksüz’ün ismini ve Gülen örgütü içindeki yerini biliyor olmaları lâzım. Durum buysa, Adil Öksüz’ü neden takip altında tutmamışlardı? Bu ismin, 2002 yılından bu yana 109 kez yurtdışına çıktığından haberdar değiller miydi? Cemaat’in içinde 30 yıl geçirmiş, Sakarya Üniversitesi’nde öğretim üyesi olarak görünen bir ismin, 109 kez yurtdışına gidip gelmiş olması devletin dikkatini çekmedi mi? Devlet, en geç 2012 veya 2013’ten bu yana, onun bu örgütün "hava imamı" olduğu bilgisine sahipse, bu örgütle amansız bir mücadeleye girmişken bu kişinin takip altında tutulmuyor olması, yasal yollardan yurtdışına çıkıp dönebilmesi, hakkındaki bilgilerin gözaltına alınmasından sonra da mahkemeye gönderilmemiş olması akıllara, "Öksüz, korunuyor muydu?" sorusunu ister istemez getiriyor. Devletin hiçbir birimi bu konularda kamuoyunu aydınlatacak açıklamalar yapmadı. Kamuoyunu aydınlatacak açıklama yapılmadı ancak, Al Jazeera'nin sorularını yanıtlayan Emniyet İstihbarat kaynakları, "Kemalettin Özdemir ve Nurettin Veren'in Emniyet'e verdiği ifadelerde Adil Öksüz'ün isminin geçmediğini, müşteki sıfatıyla Emniyet'e ifade veren Çetin Acar'ın, birçok isimle birlikte Adil Öksüz'ün ismini de verdiğini" belirttiler. (Ayrıntılı bilgi, "15 Temmuz: İstihbaratta 'kral çıplak' dedirten gün" haberinde)
ADİL ÖKSÜZ "Ordu İmamı"
CEVAPSIZ SORULAR
Hulûsi Akar
İstihbarat
Adil Öksüz Necdet Özel
HER DAİM KORUMA ALTINDA: ADİL ÖKSÜZ 15 Temmuz’daki darbe girişiminden bu yana üç ay geçti. Ama o güne ve öncesine dair pek çok konu hâlâ aydınlığa kavuşturulamadı. Adil Öksüz'ün durumu bunlardan biri. Gülen örgütünün "Ordu İmamı" olduğu belirlenen Adil Öksüz’ün darbe gecesi yakalandığı halde serbest kalabilmesi, 15 Temmuz sırlarının belki de en önemlisi. Öksüz’ün, devletin Gülen örgütüyle her alanda mücadeleye girdiği 2014 ve 2015’te de korunduğu görünüyor.
Sakarya Üniversitesi’nde öğretim görevlisi olan Adil Öksüz, darbe öncesinde generallerle Ankara’da buluşup, darbe planlarına son şeklini veren isimdi. Gülen örgütünün asker imamıydı. Yani, örgütün ‘mahrem’ diye adlandırdığı (MİT, TSK ve Emniyet) kurumlardan birinin sorumlusuydu. 15 Temmuz sabaha karşı da darbenin ana karargâhı durumundaki Akıncı Üssü’nde yakalanmış, ama iki gün sonra serbest bırakılmıştı. Kimliğini nasıl saklayabildiği, hâkimlerin onu nasıl serbest bıraktığı darbenin en kritik soruları arasında. Neden üç farklı tutanak düzenlendi? Darbe gecesinin sabahında Akıncı Üssü yakınında yakalandığında, Öksüz hakkında üç ayrı tutanak düzenlendiği ortaya çıktı. Tutanağın birinde, üzerinden çıkan para ve telefon numaraları yazılıydı. Başka bir tutanakta, "Üzerinde GPS cihazı bulunduğu" yazıyordu. Bu ilk iki tutanakta, polis ve jandarmanın imzaları vardı. Sadece jandarma görevlilerinin imzalarının bulunduğu üçüncü tutanakta ise Öksüz’ün GPS cihazını tuvalete attığı belirtiliyordu. Neden birbirinden farklı üç ayrı tutanak tutulduğunun cevabı yok. Soruşturma dosyasına tutanak ya da tutanaklar neden girmedi? Öksüz’ün dosyasına bakan savcı ve hâkimler, önlerine gelen "soruşturma dosyasında" ifadesinden başka bir belge ya da bilgi olmadığını açıkladı. Öksüz’ün üzerinden çıkan cep telefonu ve GPS cihazı ile ilgili tutulan tutanaklar, soruşturma dosyasına girmemişti. "Gözaltında" cep telefonu kullanabilmişti Öksüz’ün, Kazan İlçe Jandarma Komutanlığı'nda "gözaltında" olduğu sırada cep telefonunu kullanabildiği, görüşmeler yaptığı ortaya çıktı. Öksüz’ün, gözaltında olduğu 17 Temmuz'da kendisine ait cep telefonuyla, saat 15:15, 15:20 ve 15:25’te, Atatürk Araştırma Merkezi Bilimsel Çalışmalar Müdürü Hasan Balcı'yla telefon görüşmeleri yaptığı belirlendi. Bu bilgi bile darbe girişiminden 2 ay sonra, Eylül ayında ortaya çıktı. 5 Eylül'de gözaltına alınan Hasan Balcı tutuklandı. Balcı savcılıkta, üç kez telefonla görüştüğü Adil Öksüz'ü tanımadığını, telefon görüşmelerini, ‘tanımadığı bir numaradan kendisini arayan gözaltındaki astsubayın oğluyla’ yaptığını iddia etti. Gözaltındaki Öksüz’ün telefonuna neden el konulmadı? Nasıl bir "gözaltıydı " ki Öksüz cep telefonunu bile kullanabildi? Savcı ‘inandırıcı bulmadığı’ için tutuklama istedi ama... Öksüz'ü sorgulayan ve "anlattıklarını inandırıcı bulmayarak" tutuklanmasını isteyen Ankara Batı Adliyesi Savcısı Cihan Ergün, Öksüz’ün serbest bırakılması ve kaçması üzerine dosya içeriğine ilişkin açıklamalar yaptı. Öksüz’ün sorgusunda arsa bakmak için geldiğini söylediğini ifade eden savcı Ergün, tutuklama talebinin gerekçesini şöyle açıklamıştı: "Arsa almaya geliyorsanız, pazarlık yaptığınız birinin olması lâzım. Birbirinizin telefonu olması lâzım. Arsa alacağınız kişinin telefonu var mı? Yok. Soyadı nedir? O da yok. Arsa nerede? O da yok. Kim buluşturacaktı? Bilmiyorum. Evini biliyor musun? Hayır. Bu gibi cevaplar... Vaziyet o ki; doğru bir şey söylemiyorsunuz ama bulunmamanız gereken bir saatte orada bulunuyorsunuz. Darbe girişiminin hemen sabahı (16 Temmuz Cumartesi), saat 09.00’da taksi ile geldiğini söylüyor. 09.00’da taksi ile gelirseniz, orada o zaman bombalar patlıyor. Uçaklar havalanıyor. Başka yerden gelen uçaklar pisti bombalıyor. Siz gayet rahat orada dolaşıyorsunuz ve 1 saat sonra yakalanıyorsunuz.” Savcının bu değerlendirmelerine rağmen Öksüz çıkartıldığı mahkemede hâkim Köksal Çelik tarafından serbest bırakılabildi. Savcının inandırıcı bulmayıp tutuklamak istediği Öksüz’ü hakimler neden salıverdi? Tutuklama talebiyle mahkemeye sevk edilen Öksüz, hâkim Köksal Çelik tarafından "sabit ikametgâh sahibi olması ve delilleri karartma imkânı olmaması" gerekçe gösterilerek serbest bırakıldı. Savcılık bu karara itiraz etti. İtirazı değerlendiren hâkim Çetin Sönmez de tutuklama talebini reddetti. İki hâkim hakkında HSYK tarafından soruşturma başlatıldı. Hâkimler geçici olarak görevden uzaklaştırıldı. Kamuoyuna yansıyan bilgilere göre, Öksüz’ü serbest bırakan hâkimlerin, Gülen örgütü ile bir ilişkisi şu ana kadar tespit edilemedi. Peki, bu hâkimler Gülen örgütüyle irtibatlı değilse, Adil Öksüz’ü savcının gerekçeleri ortadayken bir darbe girişimi ertesinde nasıl serbest bırakmışlardı? Geçen üç ayda kamuoyu bu konuda tatmin edici bir cevap alamadı. Adil Öksüz neden takip altında değildi? Adil Öksüz'ün kim olduğu, Gülen örgütü içindeki konumu devlet içinde bilinmiyor muydu? Gülen örgütünü yakından bilen iki isme göre, biliniyordu. Kemalettin Özdemir, 18 Ağustos 2016 günü CNN Türk’te soruları yanıtlarken, darbe sabahı Akıncı Üssü’nde yakalanan ama sonra serbest bırakılan Adil Öksüz’ün, "Hava Kuvvetleri İmamı" olduğunu bildiğini, bunu 2012 ve 2013 yıllarında devlete bildirdiğini söylüyordu: “Adil Öksüz ile aynı yerdeydik (Sakarya Üniversitesi). O yüzden onu tanımamam söz konusu değil. Çok iyi tanıyorum. Hava İmamı olduğuyla alâkalı olarak hem Terörle Mücadele'ye, hem Milli istihbarat'a, hem savcılığa bu konuda beyan verdim. 2012 yılında verdim bu beyanımı ben, 2013 yılında verdim…” Adil Öksüz ismini darbeden aylar önce devlete bildirmiş olduğunu söyleyenlerden biri de, Gülen yapılanması içinde neredeyse 30 yıl kalmış Nurettin Veren. 1996'dan beri Gülen grubu hakkında Türkiye'yi uyarmaya çalışan Nurettin Veren, CNN Türk’te katıldığı bir programda, “Ben 30 senedir tanıyorum Adil Öksüz’ü. MİT Müsteşarı'nın bana gönderdiği adamlara diyorum ki, ‘Gülen’in bu imamlarını tanıyorum. Karacı, denizci, havacı askerler bu adamlara zimmetleniyor.’ Bu yapılanmayı darbeden 5 ay önce Müsteşar'ın bana gönderdiği şahıslara söylüyorum. Buna rağmen darbe oluyor. Ya bu bilgiler Müsteşar'a gitmiyor, ya da Müsteşar efendi Cumhurbaşkanımıza götürmüyor“ diye konuşmuştu. Adil Öksüz’ü kimler koruyor? Kemalettin Özdemir ve Nurettin Veren'in bu açıklamaları doğruysa, devlete iletilen bu bilgilere rağmen Adil Öksüz'ün hâlâ takip altında olmaması, Amerika'ya son güne kadar gidip gelmesi, bağlantılı olduğu generallerle Ankara'da buluşması, darbe girişiminin sabahında yakalandıktan sonra serbest kalabilmesi devlet içinde korunup kollandığını gösteriyor. Kemalettin Özdemir’in söyledikleri doğruysa, Terörle Mücadele birimlerinin de, Emniyet İstihbarat'ın da, Milli istihbarat Teşkilâtı'nın da 2012-2013 yıllarından itibaren Adil Öksüz’ün ismini ve Gülen örgütü içindeki yerini biliyor olmaları lâzım. Durum buysa, Adil Öksüz’ü neden takip altında tutmamışlardı? Bu ismin, 2002 yılından bu yana 109 kez yurtdışına çıktığından haberdar değiller miydi? Cemaat’in içinde 30 yıl geçirmiş, Sakarya Üniversitesi’nde öğretim üyesi olarak görünen bir ismin, 109 kez yurtdışına gidip gelmiş olması devletin dikkatini çekmedi mi? Devlet, en geç 2012 veya 2013’ten bu yana, onun bu örgütün "hava imamı" olduğu bilgisine sahipse, bu örgütle amansız bir mücadeleye girmişken bu kişinin takip altında tutulmuyor olması, yasal yollardan yurtdışına çıkıp dönebilmesi, hakkındaki bilgilerin gözaltına alınmasından sonra da mahkemeye gönderilmemiş olması akıllara, "Öksüz, korunuyor muydu?" sorusunu ister istemez getiriyor. Devletin hiçbir birimi bu konularda kamuoyunu aydınlatacak açıklamalar yapmadı. Kamuoyunu aydınlatacak açıklama yapılmadı ancak, Al Jazeera'nin sorularını yanıtlayan Emniyet İstihbarat kaynakları, "Kemalettin Özdemir ve Nurettin Veren'in Emniyet'e verdiği ifadelerde Adil Öksüz'ün isminin geçmediğini, müşteki sıfatıyla Emniyet'e ifade veren Çetin Acar'ın, birçok isimle birlikte Adil Öksüz'ün ismini de verdiğini" belirttiler. (Ayrıntılı bilgi, "15 Temmuz: İstihbaratta 'kral çıplak' dedirten gün" haberinde)
İLGİLİ HABERLER
İki gün 'seyrettiler'
Adil Öksüz’ü kim koruyor?
'Adil Öksüz gözaltındayken cep telefonuyla görüşmeler yaptı'
HER DAİM KORUMA ALTINDA: ADİL ÖKSÜZ 15 Temmuz’daki darbe girişiminden bu yana üç ay geçti. Ama o güne ve öncesine dair pek çok konu hâlâ aydınlığa kavuşturulamadı. Adil Öksüz'ün durumu bunlardan biri. Gülen örgütünün "Ordu İmamı" olduğu belirlenen Adil Öksüz’ün darbe gecesi yakalandığı halde serbest kalabilmesi, 15 Temmuz sırlarının belki de en önemlisi. Öksüz’ün, devletin Gülen örgütüyle her alanda mücadeleye girdiği 2014 ve 2015’te de korunduğu görünüyor.
ADİL ÖKSÜZ "Ordu İmamı"
CEVAPSIZ SORULAR
Hulûsi Akar
İstihbarat
Adil Öksüz Necdet Özel
Sakarya Üniversitesi’nde öğretim görevlisi olan Adil Öksüz, darbe öncesinde generallerle Ankara’da buluşup, darbe planlarına son şeklini veren isimdi. Gülen örgütünün asker imamıydı. Yani, örgütün ‘mahrem’ diye adlandırdığı (MİT, TSK ve Emniyet) kurumlardan birinin sorumlusuydu. 15 Temmuz sabaha karşı da darbenin ana karargâhı durumundaki Akıncı Üssü’nde yakalanmış, ama iki gün sonra serbest bırakılmıştı. Kimliğini nasıl saklayabildiği, hâkimlerin onu nasıl serbest bıraktığı darbenin en kritik soruları arasında. Neden üç farklı tutanak düzenlendi? Darbe gecesinin sabahında Akıncı Üssü yakınında yakalandığında, Öksüz hakkında üç ayrı tutanak düzenlendiği ortaya çıktı. Tutanağın birinde, üzerinden çıkan para ve telefon numaraları yazılıydı. Başka bir tutanakta, "Üzerinde GPS cihazı bulunduğu" yazıyordu. Bu ilk iki tutanakta, polis ve jandarmanın imzaları vardı. Sadece jandarma görevlilerinin imzalarının bulunduğu üçüncü tutanakta ise Öksüz’ün GPS cihazını tuvalete attığı belirtiliyordu. Neden birbirinden farklı üç ayrı tutanak tutulduğunun cevabı yok. Soruşturma dosyasına tutanak ya da tutanaklar neden girmedi? Öksüz’ün dosyasına bakan savcı ve hâkimler, önlerine gelen "soruşturma dosyasında" ifadesinden başka bir belge ya da bilgi olmadığını açıkladı. Öksüz’ün üzerinden çıkan cep telefonu ve GPS cihazı ile ilgili tutulan tutanaklar, soruşturma dosyasına girmemişti. "Gözaltında" cep telefonu kullanabilmişti Öksüz’ün, Kazan İlçe Jandarma Komutanlığı'nda "gözaltında" olduğu sırada cep telefonunu kullanabildiği, görüşmeler yaptığı ortaya çıktı. Öksüz’ün, gözaltında olduğu 17 Temmuz'da kendisine ait cep telefonuyla, saat 15:15, 15:20 ve 15:25’te, Atatürk Araştırma Merkezi Bilimsel Çalışmalar Müdürü Hasan Balcı'yla telefon görüşmeleri yaptığı belirlendi. Bu bilgi bile darbe girişiminden 2 ay sonra, Eylül ayında ortaya çıktı. 5 Eylül'de gözaltına alınan Hasan Balcı tutuklandı. Balcı savcılıkta, üç kez telefonla görüştüğü Adil Öksüz'ü tanımadığını, telefon görüşmelerini, ‘tanımadığı bir numaradan kendisini arayan gözaltındaki astsubayın oğluyla’ yaptığını iddia etti. Gözaltındaki Öksüz’ün telefonuna neden el konulmadı? Nasıl bir "gözaltıydı " ki Öksüz cep telefonunu bile kullanabildi? Savcı ‘inandırıcı bulmadığı’ için tutuklama istedi ama... Öksüz'ü sorgulayan ve "anlattıklarını inandırıcı bulmayarak" tutuklanmasını isteyen Ankara Batı Adliyesi Savcısı Cihan Ergün, Öksüz’ün serbest bırakılması ve kaçması üzerine dosya içeriğine ilişkin açıklamalar yaptı. Öksüz’ün sorgusunda arsa bakmak için geldiğini söylediğini ifade eden savcı Ergün, tutuklama talebinin gerekçesini şöyle açıklamıştı: "Arsa almaya geliyorsanız, pazarlık yaptığınız birinin olması lâzım. Birbirinizin telefonu olması lâzım. Arsa alacağınız kişinin telefonu var mı? Yok. Soyadı nedir? O da yok. Arsa nerede? O da yok. Kim buluşturacaktı? Bilmiyorum. Evini biliyor musun? Hayır. Bu gibi cevaplar... Vaziyet o ki; doğru bir şey söylemiyorsunuz ama bulunmamanız gereken bir saatte orada bulunuyorsunuz. Darbe girişiminin hemen sabahı (16 Temmuz Cumartesi), saat 09.00’da taksi ile geldiğini söylüyor. 09.00’da taksi ile gelirseniz, orada o zaman bombalar patlıyor. Uçaklar havalanıyor. Başka yerden gelen uçaklar pisti bombalıyor. Siz gayet rahat orada dolaşıyorsunuz ve 1 saat sonra yakalanıyorsunuz.” Savcının bu değerlendirmelerine rağmen Öksüz çıkartıldığı mahkemede hâkim Köksal Çelik tarafından serbest bırakılabildi. Savcının inandırıcı bulmayıp tutuklamak istediği Öksüz’ü hakimler neden salıverdi? Tutuklama talebiyle mahkemeye sevk edilen Öksüz, hâkim Köksal Çelik tarafından "sabit ikametgâh sahibi olması ve delilleri karartma imkânı olmaması" gerekçe gösterilerek serbest bırakıldı. Savcılık bu karara itiraz etti. İtirazı değerlendiren hâkim Çetin Sönmez de tutuklama talebini reddetti. İki hâkim hakkında HSYK tarafından soruşturma başlatıldı. Hâkimler geçici olarak görevden uzaklaştırıldı. Kamuoyuna yansıyan bilgilere göre, Öksüz’ü serbest bırakan hâkimlerin, Gülen örgütü ile bir ilişkisi şu ana kadar tespit edilemedi. Peki, bu hâkimler Gülen örgütüyle irtibatlı değilse, Adil Öksüz’ü savcının gerekçeleri ortadayken bir darbe girişimi ertesinde nasıl serbest bırakmışlardı? Geçen üç ayda kamuoyu bu konuda tatmin edici bir cevap alamadı. Adil Öksüz neden takip altında değildi? Adil Öksüz'ün kim olduğu, Gülen örgütü içindeki konumu devlet içinde bilinmiyor muydu? Gülen örgütünü yakından bilen iki isme göre, biliniyordu. Kemalettin Özdemir, 18 Ağustos 2016 günü CNN Türk’te soruları yanıtlarken, darbe sabahı Akıncı Üssü’nde yakalanan ama sonra serbest bırakılan Adil Öksüz’ün, "Hava Kuvvetleri İmamı" olduğunu bildiğini, bunu 2012 ve 2013 yıllarında devlete bildirdiğini söylüyordu: “Adil Öksüz ile aynı yerdeydik (Sakarya Üniversitesi). O yüzden onu tanımamam söz konusu değil. Çok iyi tanıyorum. Hava İmamı olduğuyla alâkalı olarak hem Terörle Mücadele'ye, hem Milli istihbarat'a, hem savcılığa bu konuda beyan verdim. 2012 yılında verdim bu beyanımı ben, 2013 yılında verdim…” Adil Öksüz ismini darbeden aylar önce devlete bildirmiş olduğunu söyleyenlerden biri de, Gülen yapılanması içinde neredeyse 30 yıl kalmış Nurettin Veren. 1996'dan beri Gülen grubu hakkında Türkiye'yi uyarmaya çalışan Nurettin Veren, CNN Türk’te katıldığı bir programda, “Ben 30 senedir tanıyorum Adil Öksüz’ü. MİT Müsteşarı'nın bana gönderdiği adamlara diyorum ki, ‘Gülen’in bu imamlarını tanıyorum. Karacı, denizci, havacı askerler bu adamlara zimmetleniyor.’ Bu yapılanmayı darbeden 5 ay önce Müsteşar'ın bana gönderdiği şahıslara söylüyorum. Buna rağmen darbe oluyor. Ya bu bilgiler Müsteşar'a gitmiyor, ya da Müsteşar efendi Cumhurbaşkanımıza götürmüyor“ diye konuşmuştu. Adil Öksüz’ü kimler koruyor? Kemalettin Özdemir ve Nurettin Veren'in bu açıklamaları doğruysa, devlete iletilen bu bilgilere rağmen Adil Öksüz'ün hâlâ takip altında olmaması, Amerika'ya son güne kadar gidip gelmesi, bağlantılı olduğu generallerle Ankara'da buluşması, darbe girişiminin sabahında yakalandıktan sonra serbest kalabilmesi devlet içinde korunup kollandığını gösteriyor. Kemalettin Özdemir’in söyledikleri doğruysa, Terörle Mücadele birimlerinin de, Emniyet İstihbarat'ın da, Milli istihbarat Teşkilâtı'nın da 2012-2013 yıllarından itibaren Adil Öksüz’ün ismini ve Gülen örgütü içindeki yerini biliyor olmaları lâzım. Durum buysa, Adil Öksüz’ü neden takip altında tutmamışlardı? Bu ismin, 2002 yılından bu yana 109 kez yurtdışına çıktığından haberdar değiller miydi? Cemaat’in içinde 30 yıl geçirmiş, Sakarya Üniversitesi’nde öğretim üyesi olarak görünen bir ismin, 109 kez yurtdışına gidip gelmiş olması devletin dikkatini çekmedi mi? Devlet, en geç 2012 veya 2013’ten bu yana, onun bu örgütün "hava imamı" olduğu bilgisine sahipse, bu örgütle amansız bir mücadeleye girmişken bu kişinin takip altında tutulmuyor olması, yasal yollardan yurtdışına çıkıp dönebilmesi, hakkındaki bilgilerin gözaltına alınmasından sonra da mahkemeye gönderilmemiş olması akıllara, "Öksüz, korunuyor muydu?" sorusunu ister istemez getiriyor. Devletin hiçbir birimi bu konularda kamuoyunu aydınlatacak açıklamalar yapmadı. Kamuoyunu aydınlatacak açıklama yapılmadı ancak, Al Jazeera'nin sorularını yanıtlayan Emniyet İstihbarat kaynakları, "Kemalettin Özdemir ve Nurettin Veren'in Emniyet'e verdiği ifadelerde Adil Öksüz'ün isminin geçmediğini, müşteki sıfatıyla Emniyet'e ifade veren Çetin Acar'ın, birçok isimle birlikte Adil Öksüz'ün ismini de verdiğini" belirttiler. (Ayrıntılı bilgi, "15 Temmuz: İstihbaratta 'kral çıplak' dedirten gün" haberinde)
İLGİLİ HABERLER
İki gün 'seyrettiler'
Adil Öksüz’ü kim koruyor?
'Adil Öksüz gözaltındayken cep telefonuyla görüşmeler yaptı'